İçeriğe geç
41. Bölüm

Vâkıa Sûresi

فَلَۤا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ*وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ*إِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌ

“Hayır, hayır! Nücûmun mevâkiine yemin ederim ki, bilseniz, bu, büyük bir yemindir. O, elbette şerefli bir Kur’ân’dır.”

(Vâkıa sûresi, 56/75-77)

Ah kalbi kasvet bağlamış insan.! Cenâb-ı Hak ezelî ilmiyle onun bu durumunu biliyor ve ona anlatacağı şeyi, yeminle teyit ederek anlatıyor.

İnsan, bundan utanmalı, hicap etmeli, terlemeli, dudakları titremeli ve bu gibi âyetleri okurken ürpermelidir..! Rabbi ona, Kur’ân’ın şerefli bir kitap olduğunu söylemek ve kabul ettirmek için tahşidat üstü tahşidatta bulunuyor ve sözlerine büyük bir yeminle başlıyor…

Kur’ân’da bu tür yeminler çoktur. Cenâb-ı Hak bazen yıldızlara yemin ettiği gibi, bazen güneşe, aya ve bütün bir semaya yemin eder. Hatta bazen yerdeki nimetlerine de yemin eder; zeytine, incire ve Tûr’a yemin bu türdendir. Bazen olur gündüze bazen de geceye yemin eder. Şüphesiz bu yeminlerin hepsinde onlarca sır ve onlarca hikmet gizlidir.

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى1 da kasem, yıldıza yapılır. Bunu “O semaya doğru urûc eden veya kavsiyesini tamamlayıp geriye dönen yıldıza yemin olsun.” şeklinde anlamak mümkündür. Bu sûrede, Efendimiz’in miracı anlatılması açısından açık bir muvafakat olduğu söylenebilir. Durum böyle olunca da, üzerine yemin edilen yıldız, tevcihlerden biri itibarıyla, bizzat Efendimiz’in kendisidir. Evet O, evvelâ halktan Hakk’a urûc etmiş, sonra da Hak’tan halka dönmüştür.

320