İçeriğe geç

Yedincisi: Yıldız tabiri ile umumiyet itibarıyla enbiyâ-i izâm da kastedilegelmiştir. Meselâ, Târık sûresindeki اَلنَّجْمُ الثَّا قِبُ katı kalbleri delen, kapalı kapıları açıp içine nüfuz eden yıldız… İşte bu yıldız Hz. Muhammed’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Her nebi bir bakıma, kendi asrı için peygamberlik vazifesi itibarıyla bir yıldız gibidir. Ve onlara tutunanlar saadet semasına yükselirler; yükselirler ve Cenâb-ı Hak ile münasebete geçerler. Allah (celle celâluhu) yıldızların yerlerine kasem ederken, Hz. İbrahim’in, Hz. Nuh’un, Hz. Musa’nın ve diğer peygamberlerin göz kamaştıran mevkilerine ve Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) muhteşem makamına da dikkati çeker. Bilhassa işarî tefsir açısından bu husus da oldukça mühimdir.

Sekizincisi: Ayrıca, daha derine inerek bir başka noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum: Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerine de “necm” yani yıldız denir. Tefsirciler, “Âyetler necm necm inmiştir.” derler. Kur’ân âyetlerinin de kendilerine göre mevkileri vardır. Bir kere, ilm-i ilâhiyede Kur’ân-ı Kerim’in mevkii tasavvurlar üstü büyüktür. Biz onda kelâm sıfatının gücünü, kuvvetini ve ihatasını tam göremeyiz. Bu itibarla da Allah (celle celâluhu) doğrudan doğruya “mevâkiinnücûm” ile kendi kelâm sıfatı içindeki Kur’ân’ın yerine kasem etmiştir.

329