İçeriğe geç

İşte bu donanımlı insanlar, إِذْ قَامُوا“Hakkı tutup kaldırmak için kıyam ettiler, ayağa kalktılar ve kalbsizliğe, mantıksızlığa başkaldırdılar.” Başkaldırmanın dünya literatürüne varoluş felsefecileri sayılan Sartre, Camus ve Marcuse ile girdiği bilinir. Ama bu, toplumun bütün örf ve âdetlerine, dinî ve ailevî telakki ve anlayışlarına saçma diyerek bir başkaldırmadır. Ancak Ashab-ı Kehf’in başkaldırması hiç de öyle değildir. Onlar رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ“Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir.” deyip alternatif ikame ve inşayı göstererek başkaldırıyorlar. Yani varoluşçuların yaptığı gibi bir yıkma, bir kökten kazıma ameliyesi değil, Rable irtibatlandırılmış bir inşa ve imar ameliyesidir. Evet “Gökleri ve yeri yaratan ve her şeyi tesbih taneleri gibi evirip çeviren Allah’tır.” diyerek, alternatif bir yenilenme hamlesiyle ayağa kalkıyorlar. Ardından da biz لَنْ نَدْعُوَ مِنْ دُونِه۪ۤ إِلٰهًا“O’ndan başkasına tanrı demeyiz.” diyerek inançlarını haykırıyorlar. لَقَدْ قُلْنَۤا إِذًا شَطَطًا“Aksi takdirde biz saçma sapan konuşmuş ve kendimizi Hak’tan uzaklığa, şeytanî düşüncelere salmış oluruz.” deyip bir kutlu süreci başlatıyorlar. Bu itibarla da:

1. Onların toplumdan ayrılmalarını ve bir mağaraya sığınmalarını bir kaçış olarak değerlendirmemiz mümkün değildir. Evet, onların ayrılışı kat’iyen korkakların ayrılışı gibi değildir; belki Hz. Ömer’in hicret ederken peşinden gelme ihtimali olanlara, hem de güpegündüz, Kâbe’ye giderek “Ben Medine’ye hicret ediyorum. Karısını dul, çoluk-çocuğunu yetim bırakmak isteyen peşimden gelsin.”5 demesi ve ayrılması gibi bir ayrılıştır. Evet, onlarınki de bir firardır, ama Kur’ân’ın ifadesiyle فَفِرُّۤوا إِلَى اللّٰهِ6 mazmununca Allah’a firardır ve Allah’a sığınmadır.

182