“Allah risaletini ne şekilde (hangi dille) göndereceğini en iyi bilendir.”: Kur’ân-ı Kerim’in değişik yerlerde, O’nun Arapça indirilişiyle ilgili pek çok âyet mevcuttur. Bu da, bilhassa o dönem itibarıyla, Arapça’nın mükemmelliğini göstermektedir. Evet, Kur’ân’ın nazil olduğu dönemde Arapça altın çağını yaşıyordu. Her lisanın bir altın çağı vardır. Meselâ Elizabet çağı –Bugünün İngilizcesi öyle kabul edilebilir. İhtimal, bizim, dil adına düştüğümüz hatalara onlar düşmediler. Ayrıca, teknolojik gelişme ve değişik kültürlere hem de bilerek açık olma, ayrı bir zenginlik vesilesi kabul edilebilir.– Şekspir’le altın çağını yaşamıştır. İngilizler bu çağa karşı hep saygılı davranırlar. Evet, Kur’ân’ın nazil olduğu devre de, Arap dilinin altın çağı sayılır. O dönemde dil o kadar oturaklaşmış, kaide ve prensipler o kadar dilin tabiatıyla bütünleşmiştir ki, en basit beyanlar bile âdeta birer sanat harikasıdır. Kur’ân-ı Kerim Mudar oymağı ve Kureyş’in diliyle nazil olmuştu. Ancak o, değişik kıraat ve lehçelere de açıktı.
Kur’ân’ın edebî yönü üzerinde bugüne kadar bir hayli insan durmuştur.. ve bu konuda pek çok edebî dâhi yetişmiştir. Abdülkâhir Cürcâniler, Sekkâkiler ve Zemahşerilerden alın da asrımızın Muhammed Sâdık Râfiîleri, Seyyid Kutupları, İşârâtü’l-İ’caz sahibi medar-ı iftiharımız Üstad Bediüzzaman sadece bunlardan birkaçı…