İçeriğe geç

“Dünyadaki maişetlerini dahi aralarında Biz taksim ederiz.”3 Yani insanların yeme ve içmelerine kadar her şey ilâhî taksime tâbi ise, peygamberlik gibi en mühim bir mesele, elbette falanın-filanın takdirine bırakılamaz. Eğer insanların ruhta, gönülde letâifte dirilmesini hedef alan Allah (celle celâluhu), insanların ne ile dirileceğini biliyorsa, –ki mutlaka biliyor– o meseleyi temsil edecek şahsı da en iyi bilen yine O’dur. Dolayısıyla peygamberlik pâyesiyle kimi serfiraz kılmışsa, en münasip o demektir. Risalet meselesinde ileri geri söz sarfedenler –Velid İbn Muğire vb.– Hz. Peygamber’i küçük gördüklerinden ötürü, bilerek en büyük cinayeti işlemişlerdir.. ve işledikleri bu cinayet, peygamberi tahkir ve tezyif etme mânâsına geldiğinden dolayı da onlar, Allah nezdinde küçüklerden daha küçük olmaya mahkûm edilmişlerdir. Nitekim âyetin devamında onların su-i akıbetlerine de işaret edilir ve:

سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

“Düzenbazlık yapmaları sebebiyle, risalet hususunda cürüm işleyenlere Allah tarafından (dünyada) bir zillet ve (ahirette de) şiddetli bir azap dokunacaktır.”4 Bu böyledir, zira peygamber seçimi bizzat Allah’a (celle celâluhu) aittir:

اَللّٰهُ يَصْطَف۪ي مِنَ الْمَلٰۤئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ

“Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer.”5 Allah seçip sonra da takdir ve teşrifte bulunduysa bize, bu takdire saygı duyup itaat etmek düşer. Aksi hâlde Allah’ın seçtiğine karşı en küçük vicdanî bir rahatsızlık bile, insanı hor ve hakir kılar.. ve böyleleri, peygamberler veya evliyâ, asfiyâ, ebrar ve mukarrabînle gelen feyiz ve bereketlerden mahrum kalırlar. Evet, böyle biri kim olursa olsun âdeta küçüklüğe hapsolur ve bütün ilâhî mesajlara karşı kapalı hâle gelir.

113