Kâinatta ruhanilerin varlığının bir delili ve misali ise insandaki duygular ve latifelerdir. Ve bunun gibi, insan, küçük bir ölçekte, kâinattaki iman hakikatlerini apaçık bir şekilde gösterebilir.
İşte, insanın zikredilen bu vazifeler gibi çok mühim hizmetleri var: O, Cenâb-ı Hakk’ın bâki güzelliğine aynadır, O’nun ebedî kemâlini gösteren bir ilancı ve sonsuz rahmete çok şükran duyan bir muhtaçtır. Madem cemâl, kemâl ve rahmet bâkidir, ebedîdir; elbette o bâki güzelliğe arzu duyan bir ayna, o ebedî kemâlin âşık ilancısı ve o sonsuz rahmetin müteşekkir muhtacı olan insan, bâki kalmak ve o bâki olanlara eşlik etmek için bir bekâ yurduna, ebediyete gidecektir. O ebedî güzelliğe, o bâki kemâle ve daimî rahmete, sonsuzlar sonsuzu olan ahiret yurdunda refakat etmesi gerekir. Çünkü ebedî bir güzellik, fâni bir âşığa ve geçici bir dosta razı olmaz. Zira güzellik kendini sever, buna karşılık muhabbet ister. Yokluk ve fânilik ise o muhabbeti düşmanlığa çevirir. Eğer insan ebediyete erişip bekâya ulaşmazsa, sonsuz güzelliğe karşı yaradılışındaki esaslı muhabbet yerini düşmanlığa bırakacaktır. Onuncu Söz’ün bir haşiyesinde beyan edildiği gibi, bir zaman bir dünya güzeli, bir âşığını huzurundan çıkarmış. O adamdaki aşk birden düşmanlığa dönmüş ve “Tuh!.. Ne kadar çirkinmiş.” diyerek kendine teselli vermek için ona küsmüş, güzelliğini inkâr etmiş.
Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, elinin yetişmediği veyahut elinde tutamadığı şeylerin kusurlarını düşmanca arar, âdeta kin beslemek ister. Madem bütün kâinatın şahitliğiyle Mahbûb-u Hakikî ve Cemîl-i Mutlak, bütün güzel isimleriyle kendini insana sevdiriyor ve insanların kendisini sevmelerini istiyor; elbette ve herhalde, hem sevdiği hem kendisini seven insana fıtrî bir düşmanlık hissi verip onu derinden derine küstürmeyecektir. Ve yaradılış itibarı ile en sevimli, sevgili ve kendisine tapması için yarattığı en müstesna varlık olan insanın fıtratına, ruhuna tamamen zıt olarak gizli bir düşmanlığı yerleştirmeyecektir. Çünkü insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir Cemâl-i Mutlak’tan ebediyen ayrılmaktan gelen derin yarasını ancak ona düşmanlıkla, küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte, kâfirlerin Allah’a düşman olması, bundan ileri geliyor. Öyleyse o Ezelî Güzellik Sahibi, kendisine arzu duyan bir ayna olan insan ile ebediyet yolundaki seyahatinde