İçeriğe geç

zayıfları kuvvetlilerin şerrinden koruması.. bu dünyada bütün canlılarda hakkı sahibine vermenin tamamen, haksızlara ceza vermenin ise kısmen adalet sırrını yerine getirmek olması.. ve bilhassa haşrin büyük mahkemesinde adaletin en büyük tecellisinden ortaya çıkan ve tabir etmekten aciz bulunduğumuz Rabbanî şuûnat ve mukaddes mânâlar, kâinatta bu daimî faaliyeti gerektiriyor.

İşte bu üç misal gibi, esmâ-yı hüsnânın her biri bu daimî faaliyette böyle bazı kutsî ilahî vasıflardan ortaya çıkan icraata medar olduklarından, daimî yaratıcılığı lâzım kılarlar.

Hem madem her bir kabiliyet, gelişip ortaya çıkarak netice vermekle sahibine bir ferahlık, bir genişlik, bir lezzet sağlar.. hem madem her vazifeli, vazifesini yapıp bitirmekle, vazifesinden terhis olmakla büyük bir rahatlık ve memnuniyet hisseder.. ve madem bir tek tohumdan birçok meyve almak ve bir dirhemden yüz dirhem kâr elde etmek, onların sahiplerini çok sevindiren bir ticarettir. Elbette bütün varlıklardaki sayısız kabiliyeti ortaya çıkaran Zât, mahlûkatını kıymetli vazifelerde istihdam ettikten sonra makamlarını yükseltircesine onları terhis ettirir, yani unsurları madenler mertebesine; madenleri bitkilerin hayat derecesine; bitkileri rızık olmaları vasıtasıyla hayvanların hayat seviyesine ve hayvanları, insanların şuur sahibi olan yüksek hayatına çıkarır.

İşte, her bir canlının görünüşte yok olmasıyla (Yirmi Dördüncü Mektup’ta izah edildiği gibi) ruhu, mahiyeti, hüviyeti, sureti, misalî vücutları, ilmî ve gaybî varlığı, yıldız gibi nurlu bedeni ve ruhunun kılıfı gibi kendisinden alınmış pek çok vücudu arkasında bırakıp onun yerine vazife başına geçiren daimî faaliyetten ve Cenâb-ı Hakk’ın yaratıcılığından doğan mukaddes mânâların ve O’nun rubûbiyetinin ne kadar mühim olduğu anlaşılır.

Mühim bir soru: Dalâlet ehlinden bazıları diyor ki: “Kâinatı sürekli bir faaliyet içinde değiştirip yenileyen Zât’ın, elbette kendisinin de değişmesi, halden hale geçmesi gerekir.”

Kesin bir cevap: Hâşâ! Yüz bin defa hâşâ! Yerdeki aynalarda görüntünün değişmesi gökteki güneşin farklılaştığını değil, bilakis, parıltılarının tazelendiğini gösterir. Hem ezelî, ebedî, daimî, her yönden mutlak

479