İçeriğe geç

parıltıları, tecellileri, münasebetleri olan “peygamberlerin gönderilmesi” ve “kitapların indirilmesi” esaslarına bakar, onları işaretlerle ispatlar. Ve bilhassa Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliği ve Kur’an’ın vahyi, hayatın ruhu ve aklı hükmünde olduğundan, onların doğruluğu bu hayatın varlığı gibi kesindir, denilebilir.

Evet, nasıl ki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir özdür. Şuur ve his de hayattan süzülmüştür, hayatın birer özüdür. Ve akıl da şuurdan ve histen süzülmüştür, şuurun bir özüdür. Ruh ise hayatın hâlis ve saf bir cevheri, sabit ve müstakil zâtıdır. Aynen öyle de, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) maddî ve manevî hayatı, kâinatın hayatından ve ruhundan süzülmüştür, özün özüdür. Onun (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliği ise kâinatın his, şuur ve aklından süzülmüş en saf özüdür. Belki Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) maddî ve manevî hayatı, eserlerinin şehadetiyle, kâinatın hayatının hayatıdır. Onun (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliği, kâinatın şuurunun şuuru ve nurudur. Ve Kur’an’ın vahyi, capcanlı hakikatlerinin şahitliğiyle, kâinatın ruhu ve aklıdır.

Evet, evet, evet! Eğer Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğinin nuru çıkıp gitse kâinatın ömrü son bulacak. Eğer Kur’an gitse kâinat divane olacak ve yerküre aklını kaybedecek, belki şuursuz kalan başını bir gezegene çarpıp kıyameti koparacak.

Hem hayat, “kadere iman” esasına bakıp işaretlerle onu da ispat eder. Çünkü madem hayat, şu görünen âlemin ışığıdır ve onu kuşatır, varlığın neticesi ve gayesidir, kâinatın Hâlık’ının en geniş aynası, Rabbâni icraatın en mükemmel örneği, fihristi ve –temsilde hata olmasın– bir çeşit programı hükmündedir. Elbette hayat sırrı, gayb âlemindeki, yani geçmiş ve gelecekteki varlıkların, manevî hayatları hükmünde olan intizam, nizam, bilinme ve görülme, meydana çıkma ve yaratılış kanunlarına uymaya hazır bir vaziyette bulunmalarını gerektiriyor.

Nasıl ki bir ağacın asıl çekirdeği, kökü, hatta dallarının en ucundaki ve meyvelerindeki çekirdekleri dahi aynen ağaç gibi bir çeşit hayata mazhardır. Onlar, belki ağacın hayat kanunlarından daha ince kanunları taşırlar. Hem nasıl ki, bu gördüğümüz bahardan önceki güzün

461