Namazın şartlarından birisi de vakit yani her namazın kendi vakti içinde kılınmasıdır. Namaz, günün belli zaman dilimlerinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Bu itibarla farz namazlar için vakit şarttır. Bir farz namaz, vakti girmeden önce eda edilemeyeceği gibi vakti çıktıktan sonra da eda edilemez. Bir namazın özürsüz olarak vaktinde eda edilmemesi ve ileriki bir vakitte kaza edilmek üzere ertelenmesi doğru olmadığı gibi, kazaya bırakan kimse için de günahtır.
f. Niyet
Namaz için iç ve dış temizliğini tamamlayan mü’min, kalbi ile huzura gelir ki bu durum kulun hangi makamda olduğunu ve nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilmesi demektir. Bu aynı zamanda bir niyet mânâsı da taşır. Zira niyet, kalbin kastıdır; dilin söylemesi değil. Kalb, Rabb’e teveccüh edecek ve O’nun dışındaki şeyler kalbden silinip atılacaktır. İçte bu kazanıldıktan sonra dil onu ister söylesin ister söylemesin fark etmez. Sadece lisanla, “Niyet ettim öğle namazının ya da ikindi namazının sünnetini kılmaya.” demek, niyet mânâsına gelmez. İdeal niyet, daha namaza dururken mâsivâyı kalbden silme, yapacağınız işi Allah’a karşı yaptığınızı düşünme, bunun farkında olmadır. İnsan, ağzı ile ne kadar niyet ederse etsin kalbi bu teveccühü kazanmadıktan sonra namaza durmuş sayılmaz; onun yaptığı, yatıp-kalkmaktan ibaret olur. Bu yüzden İmam Rabbânî gibi âlimler, ağızla niyet etmeyi mahzurlu sayarlar.196 Fakat kanaatimce bazı mü’minler niyetlerini dil ile yapıyorlarsa, “Fukahadan bazılarının kavline binaen yapıyorlar.” demeli, ihtilâfa yol açacak şekilde meseleye yaklaşılmamalıdır.