İçeriğe geç

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kur’ân-ı Kerim’in فَاسْجُدْ لَهُ “Allah’a secde et…”217 emrine imtisal edip secde ediyor; bazen اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي كُلَّهُ، دِقَّهُ، وَجِلَّهُ، أوَّلَهُ وَآخِرَهُ، سِرَّهُ وَعَلاَنِيَتَهُ “Allahım! Büyük-küçük, eski-yeni, gizli-açık bütün günahlarımı mağfiret buyur!”218 diyerek kendinden geçiyor; bazen de: اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَلَكَ أَسْلَمْتُ، سَجَدَ وَجْهِىَ لِلَّذِى خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ، فَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ، تَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ “Allahım! Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm de kendisini yaratıp şekillendiren, ona kulak, göz takan Yaratanına secde etmiştir. Yarattığı her şeyi en güzel surette yaratan Allah ne yücedir!”219 şeklinde dua ederek Rabbisine karşı tazimat ve tekrimatını ifade ediyordu.

Hâsılı mü’min, yaptığı bu secde sayesinde –tıpkı Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluğuyla yükselip Miraç’ta Rabbisiyle görüştüğü gibi– bir görüşme ve mülâkat için O’nun arkasında alması gereken yeri alacaktır. O, namazını, bu yüce mevkiye talip olma niyetiyle eda etmelidir. Rabbinin kendisine yaptığı emir ve teklifi, yine Rabbinin kendisine vaat ettiği şeyi elde etmek için yapan mü’min, namazın bütün erkânında tatlı bir zevk ve sınırsız bir lezzet duyacaktır. Zira bu vaadin arkasında rıza-i ilâhiyi elde etme ve cemal-i ilâhiyi müşâhede vardır. Ayrıca bu büyük vazifeyi eda ederken rehber olarak önde Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) vardır. Cenâb-ı Hak, namazın neşvesini ruhlarımıza sindirsin ve bizi hep onunla dopdolu kılsın! Yine namaz adı altında eda edeceğimiz miracı hepimize müyesser kılsın!

223