Niçin O’nun bu kadar hamd ve şükre layık olduğunu açıklar mahiyette deمَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (hesap gününün sahibi) der ve Cenâb-ı Hakk’ın, koca bir kâinatı var etmenin yanında, zâhirî ve batınî, dünyevî ve uhrevî her türlü nimetle canlıları donatmasını ve herkesin hesaba çekileceği, mükâfat ve cezaların verileceği gün olan ahiretin tek hâkimi olduğunu ikrar ve tasdik eder.
Sadece bu vasıfları haiz olan bir Zât’a kulluk yapabileceğini ve bu uğurda uzuvlarını kullanabilme güç ve kuvvetini yine O’ndan isteyeceğini bildirmek için de, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz.” der ve mârifet-i ilâhiye adına O’na “Sen” diye hitap edebileceği bir makama yükselir. Çünkü o, kulluk mükellefiyetinin altından ancak böyle bir yardım talebiyle kalkabilir. Ve sanki insan, bu makamda kendisine bir fırsat ve selahiyet verildiğini keşfeder gibi olur ve hiç vakit kaybetmeden gözünü-kulağını, dilini-dudağını, elini-ayağını doğru yola hidayet talebi sadedinde, اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların, yolunu sapıtmış dalâlet vadilerinde dolaşanların yoluna değil!” der. Zira o bilir ki bütün bu azaların her biriyle alâkalı pek çok inhiraf ihtimali söz konusudur.