İçeriğe geç

Rabbimizden dileyelim, samimiyette, Kendisine bağlılıkta, ihlâsta bizi zirvelere ulaştırsın! Buna karşılık durumumuz halkın nazarında varsın yıkık-dökük ve hırpanî olsun. Böyle bir dış görünüşün pek önemi yoktur. Önemli olan, Allah’ın nazarında büyük olmaktır. Bu noktada herkes endişe ile iki büklüm olmalı ve اَللَّهُمَّ اجْعَلْنِي فِي عَيْنِي صَغِيرًا وَفِي عَيْنِكَ كَبِيرًا “Allahım, beni kendi nazarımda küçük, nazar-ı ulûhiyetinde de olabildiğince büyük kıl!”225 diye dua etmelidir.

Bir diğer husus da şudur: Cenâb-ı Hak ibadet yapanlara bir kısım ruhanî zevkler ihsan edebilir. Bazı büyük kimseler vardır ki, bunlar “ucb” (kendini beğenme) denen şeyi kalblerinden silip tam tevhide erdikleri için, mazhar oldukları bütün bu güzellikleri, o güzellikleri sırtlarına bir urba gibi giydiren Zât’tan bilirler. Onun için, bu gerçeği gürül gürül söylemeyi “tahdis-i nimet” (mazhar olunan nimetlerin, şükür sadedinde söylenmesi) sayarlar. Mesela Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Herkes haşrolduğu zaman, ben Livâü’l-Hamd’in sahibi olarak haşrolacağım.”226 Başka bir hadislerinde ise; “Allah bana beş şey verdi ki, başka peygamberlere vermedi.”227 buyurur.

Bunlar tahdis-i nimet makamında söylenen sözlerdir. Biri bana güzel bir elbise giydirmiş, gezdiğim her yerde, o zatın bana karşı cemilesini, hediyesini ifade ediyorum. Avazım çıktığı kadar bağırıyor ve şöyle diyorum: “Bu sırtımdaki elbise güzel, hatta bana da güzellik katıyor, Rabbim’in yarattığı hilkatteki güzelliğe ayrı bir buud kazandırıyor. Ama bu güzellik benden değil, bu elbiseyi bana giydiren Zât’tan ve bana giydirdiği elbiseden kaynaklanmaktadır.” İşte bu mânâda Rabbimiz’in, üzerimizde olan ikramlarını söylemede beis yoktur; hatta çok defa onları gizlemek belki nankörlük olur.

233