Tahiyyata oturma, kulun, namazda terakki için çabalaması ve bütün gayretini sarfedip sonuçta bitip tükenmesinin ifadesidir. Kul, vücudunda ne kadar enerjisi, dimağında ne kadar duyarlılığı, ruhunda ne kadar heyecanı var ve hisleri ne kadar uyanıksa bütününü Rabbine terakki için kullanacak, sonra da tahiyyata oturacaktır. Zira tahiyyatta Miraç destanlaştırılmaktadır. Miraç ki, insanların yüz çevirmelerine mukabil Resûl-i Ekrem’e gök kapılarının açılıp, sema ehlinin tebessüm ettiği ve Allah’ın “Buyur, ey kulum!” diye iltifatta bulunduğu kutlu yolculuktur. Her mü’min, kendi çapına ve kalbinin enginliğine göre namazını inişli çıkışlı zikzaklarıyla eda ettikten sonra, ister kendisini hesabın ağırlığı altında ayağa kalkamayacak şekilde tasavvur etsin ve otursun, ister her şeyden âzâde, nimetleri elde etmenin havası içinde ferih ve fahur olarak âdeta Cennet’in koltukları üzerine kuruluyor gibi otursun, isterse de –Necm sûre-i celilesinde anlatıldığı üzere– Rabbin huzuruna çıkma, vücûb ve imkân arası bir yeri ihraz etme, karşılıklı olarak Rabbiyle konuşma mualla makamında otursun. Burada, bütün maddî ağırlık ve külfetiyle namazı eda ettikten sonra kalbinin enginliğine ve duygularının hüşyarlığına göre miracın destanını okuyacaktır.