İçeriğe geç

Evet, tahiyyat, miracı anlatmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki kendi kendimize huzur-u ilâhiye çıkmamız çok zor; ne kadar kulluk yapsak da bizden evvel gelip geçen, iz bırakan ve bir şehrah açan Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğramadan, O’na selam çakıp O’nun aracılığını temin etmeden Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmak imkânsızdır. Onun içindir ki Rabbimize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız bedenî ve malî bütün ibadetlerimizi O’nun için yaptığımızı ifadeden hemen sonra, Resûl-i Ekrem’e selam veriyor, “es-selâmu aleyke eyyühe’n-nebiyyü” diyoruz. Bunun tasavvurda mânâsı; günah ve seyyiatımızla Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna giderken Hz. Muhammed’in arkasında saf bağlama ve bu tatlı mülâkatta konuşulan şeylere kulak kesilme, ne dendiğini anlamaya çalışmadır.

Orada önce Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Tahiyyat, tayyibat ve salavat Allah içindir.” yani, “Zerrat-ı vücudumuzla yaptığımız bütün ibadetler, kazanıp topladığımız maldan sarf ettiğimiz şeyler sanadır ve senin rızan içindir Allahım! Ben, böylesine ahd ü peymanımı ve sadakatimi dile getirmek için huzuruna geliyor, bu sözlerle seni selamlıyorum.” der ve Allah’a (celle celâluhu) selam verir. Cenâb-ı Hak da kendisine bu şekilde selam sunan Habib’ine, “Ey Nebi! Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun!” sözleriyle mukâbelede bulunur ve âdeta, “Ey şanı yüce Nebi! Selamına mukabil sana da selam olsun.” der.

226