İçeriğe geç

Yine rükûdaki duruş, iki büklüm yürüyen mahlûkatın ibadetidir ki mü’min onu da hatırlar ve orada yaptığı dua ile sanki, “Sana hamdolsun Rabbim! Beni, iki büklüm yürüyen mahlûkatın gibi değil de elif gibi dümdüz yarattın. Her ne kadar şimdi Senin azamet ve ululuğunu ifade ve itiraf için eğildim ise de yine doğrulabileceğim.” demek ister.

e. Secde

Mü’min, bütün bu mânâları rükûda kalbinde duyduktan sonra, Rabb’inden gelen bir recâ (ümit) meltemi ile başını kaldırır ve yeniden O’nun rahmetine doğru nazar eder. Sahih hadis kitaplarında, Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle bir hadis rivayet edilir:

“Mahşer meydanında bir kulun hesabı görülmektedir; günahı ağır bastığından dolayı ‘Cehennem’e götürün.’ diye ferman edilir. Melekler, onu derdest eder Cehennem’e doğru götürürler. Kul, bir aralık geriye döner bakar. Zamandan ve mekândan münezzeh olan Rab –kulunun niçin geriye dönüp baktığını bildiği hâlde– meleklere hitaben, ‘Kuluma bir sorun bakalım niçin dönüp bakmış?’ der. Kul şu cevabı verir, ‘Ya Rabbi! Ben Senin hakkında hiç böyle düşünmemiştim. Ben zannetmiştim ki dağlar ağırlığında günahlarla huzuruna gelsem dahi beni mağfiret eder ve Cennet’ine koyarsın. Senin hakkındaki zannım bu istikamette idi. Sen ise beni Cehennem’e gönderiyorsun!..’ Bunun üzerine Allah (celle celâluhu), ‘Kulumun Benim hakkımdaki zannı neyse Ben ona öyle muamelede bulunurum. Kulumu bu ümidinde yalancı çıkarmayacağım. Onu Cennet’e götürün!’ diye ferman eder.”214

221