Evet, bize göre, hayızdan nifastan kesilmiş; artık kısır denecek bir kadının hamile kalması “âdetullah” kanunları içinde müteâref ve şâyi değildir. Böyle hilâf-ı âdet bir şeyin ortaya konması, kadirşinas bir nebi sinesinde, bir teyakkuz sinyali gibi duyulup takdir ve hayretle karşılanması, hatta böyle bir takdirin sevincin önüne çıkması gayet normaldir ve mansıb-ı nübüvvete muvafıktır.
Dahası, كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَۤاءُ fezlekesiyle, Cenâb-ı Hakk’ın arkadan Hz. Meryem ve Mesih’le de bir hayli hilâf-ı âdet harikulâdelikler ortaya koyacağına işaret buyrularak, kâinattaki âdât-ı müstemirresinin yanında, bir de esbaba, vasıtalara takılanlara karşı teyakkuz sinyali mahiyetinde, meşîet-i dâimesini ihtar eden âdât-ı muvakkatesi vardır.
“De ki: ‘Ey Ehl-i Kitap, sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.’ ”
(Âl-i İmrân sûresi, 3/64)
İslâmî tebliğde, bilhassa Ehl-i Kitab’a karşı yumuşak olmak Kur’ân’ın emridir. Değil sadece Ehl-i Kitap, Cenâb-ı Allah, Hz. Musa’yı firavuna gönderirken dahi, فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشٰى “Ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt alır, kendine gelir ve Allah’tan korkar.”4 diye mülâyemeti emreder. Galiz sözlerin, insanları kınamanın ve onlara karşı kaba davranmanın İslâmî tebliğde hiç mi hiç yeri yoktur.
Dipnotlar
- 4 Tâhâ sûresi, 20/44.