İçeriğe geç

Ayrıca burada, âyetin fezlekesine dikkat edecek olursak, hiç de alışık olmadığımız bir üslûpla karşılaşırız.. evet, acıklı bir azapla müjdeleme sözü, alışık olmadığımız bir sözdür. Aslında müjde iyi, güzel ve insanı sevince, neşeye boğacak şeylerde kullanılır; kötü, üzücü hususlarda kullanılmaz. Meselâ, bir kimseye “Gözünüz aydın, babanız ölmüş.” veya “Müjde, iflas etmişsin.” demezsiniz. Ama Kur’ân kâfirler hakkında bu ifadeyi kullanıyor. Öyleyse, burada ayrı bir hikmet aranmalıdır. O da –Allahu a’lem– şu olsa gerek: Burada kâfirlerle alay etme, Arapça ifadesiyle “tehekküm” söz konusudur. Yani imana karşı kapalı bu insanlar veya Kur’ân’a karşı kin, gayız, öfke ve nefretle dopdolu bu kişiler, bir de böylesi âyetlerle karşılaşınca, öfkeden kuduracak hâle gelirler.

Âyet, sibakı ile birlikte değerlendirilecek olursa, şöyle bir nükte de söylenebilir: Allah bu kimselere, iman etmenin yollarını açmış, peygamberler göndermiş, sonraki dönemlerde aralarında adaletle hükmedecek peygamber vârisleri yollamış, ama bunlar onca nimete karşı hep inkârla mukabelede bulunmuş ve nankörlük etmişlerdir. Yani, iman etmemiş, peygamberleri öldürmüş, adaletin temsilcilerini katletmişler. İşte böyleleri hakkında, “Azab-ı elimle müjdele.” denmekle, bir taraftan su-i akıbetleri anlatılırken, öte yandan da kaçırmış oldukları bir müjde vesilesi ihtar edilmektedir.

قَالَ رَبِّ أَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَت۪ي عَاقِرٌۘ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَۤاءُ

“Zekeriya: ‘Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre, benim nasıl oğlum olabilir..?’ Allah: ‘Böyle de olsa, Allah dilediğini yapar.’ buyurdu.”

(Âl-i İmrân sûresi, 3/40)

72