İçeriğe geç

Üçüncü merhale itibarıyla ise müntehî, zevkî, hâlî bir müşâhede ile, Mevcûd-u Hakikî’den başka her şeyin silinip gittiği bir şâhikaya yükselir ve duygu dünyasında tam bir fenâ-i mutlaka erer. Böyle bir tertip; mârifeti ilmin üstünde, şuhûdu mârifetin ötesinde ve vücudu da şuhûdun fevkinde kabul edenlere göre bir esas sayılsa da, şuhûdu vücudun verâsında kabul edenler için tashihe ihtiyacı olan bir yaklaşımdır.

Bundan başka, vücud hakikatine dayanan; fakat zaman zaman felsefî ve nazarî bir hüviyet arz eden, zaman zaman da hâlî ve zevkî bir keyfiyetin ifadesi olan bir de “Vahdet-i Vücud” mülâhazası söz konusudur. Böyle bir bahis münasebetiyle, takatimiz ölçüsünde o istikamette de hafif bir kapı aralamanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Bütün varlık, Zât-ı Ehad u Samed’in isim ve sıfatlarının bir gölgesi ya da bir tecellîsi olması, eşya ve hâdiselerin perde arkasına muttali olanlar için her şeyin; sâlikin, zevkî, hâlî ve hissî muzmahil olup gitmesi nazariyesine dayanan, bazen felsefî bir görünüm arz eden, bazen bir taklit olarak soluklanan, bazen de tasavvufî bir duyuşun ifadesi olarak dile getirilen “Vahdet-i Vücud” telakkisi, bugüne kadar seslendirilme saiklerinin değişikliği ölçüsünde farklı yorumlara tâbi tutulmuş, “Vahdet-i Şuhûd”dan, “Vahdet-i Mevcûd”a kadar geniş bir alanda yorum ve tevil zemini bulmuştur. Bu konu “Kalbin Zümrüt Tepeleri” mevzuuyla doğrudan alâkalı olmasa da, suiistimale açık pek çok menfezi bulunması açısından işaret nevinden de olsa bir kısım ana başlıkları itibarıyla bir kere daha hatırlatılmasının faydalı olacağı mülâhazasındayız.

* * *

172