İçeriğe geç
43. Bölüm

Seyr U Sülûk

Gezme, gezinme, temâşâ etme mânâlarına gelen “seyr” kelimesiyle; bir yola girme, bir kimseyi veya bir yönü takip etme, bir düşünce ve bir sisteme bağlanma anlamındaki “sülûk” sözcüğünden mürekkep olan “seyr u sülûk” ifadesi, belli bir usûl dairesinde hayvanî ve cismanî arzulardan uzaklaşıp kalb ve ruhun hayat çizgisinde gönül ayağıyla Allah’a yürümenin, O’na vâsıl olma yollarını araştırmanın ve böyle bir vuslata erebilmek için “mesâvi-i ahlâk” da diyebileceğimiz fenâ huylardan uzaklaşmanın ve Kur’ânî ahlâkla ittisaf etmenin unvanı olagelmiştir.

Ayrıca, “seyr u sülûk”la doğrudan doğruya alâkalı olmasa da, ilâhî tecellîler açısından ihtiva ettiği mânâlar itibarıyla, bu ruhanî yolculuğun değişik buudları sayılan şu hususu hatırlatmakta da yarar görüyoruz:

İlâhî tecellîler ve sâlikin bu tecellîlere mazhariyeti açısından “seyr” iki şekilde mütâlaa edilegelmiştir; seyr-i nüzûlî ve seyr-i urûcî.

Seyr-i nüzûlî: Mukayyet ve mümkün olan varlığın zuhur etmesi için, mutlak ve vacib olan vücudun tecellî ve feyiz ifazası mânâsına bir seyirdir ki, küllî dairede Vahidiyet-i Hakk’ın, cüz’î dairede de Hazreti Ehadiyet’in “bî kem u keyf” kesret ufkuna nüzûlünden ibarettir. Buna, Vacib’in imkân mertebelerine, Mutlak’ın mukayyet dairelerine doğru bir inbisât-ı tecellî ile inkişaf ve zuhuru da diyebiliriz. Bu seyir, taayyün-i evvelden, أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ي“Allah’ın ilk yarattığı Benim nurumdur.”1 mertebesine, ondan da topyekün kâinat ve insan mertebelerine kadar temadi eden bir tecellîdir.

256