İçeriğe geç
11. Bölüm

Kalak

Bulunduğu yer ve olduğu hâlden sıkılma, içinde bulunduğu kafesten sıkılma ve esaretten rahatsızlık duyma hâli diyeceğimiz kalak; âbidin, Cennet’e olan iştiyakının ötesinde, ârifin, mârifet hislerinden daha derince ve muhibbin sabrını yakıp kül eden öyle bir kara sevdadır ki; bu sevdaya tutulan sâlikin, kalbinin ufuklarında sürekli vuslat şuaları çakar-durur ve sinesi her zaman وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ أَكْبَرُ“Allah’ın hoşnutluğu en büyük olandır.”1 mülâhazasıyla atar.

Seyyidina Hazreti Musa, vuslat arzusuyla, sabrın yanıp kül olduğu böyle bir kalak faslını: وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى“Rızanı hedefleyerek Sana ulaşmak için acele ettim”2 sözleriyle ifade eder ve şevk konsantrasyonu içinde bulunan helecan, heyecan ve iştiyak-ı fevkalâdesini dile getirir.

Bir de mecazî aşklarda, mahbubun başkaları tarafından da sevilebileceği endişesiyle meydana gelen kalak vardır ki Câmî, onu;

هَر كِه گُويَد عَاشِقَم آتش فُتَد دَر جَانِ مَن،
زَان كِه مِي تَرسَم كِه بَاشَدْ عَاشِقِ جَانَانِ مَن

“Biri ‘âşığım’ deyince cânıma ateş düşer; zira korkarım o benim cânânıma âşıktır.” sözleriyle ifade eder. Kalak adına böyle bir mülâhaza, tasavvuf düşüncesindeki kalakla karıştırılmamalıdır. Bu yolun acısı da, tatlısı da O’ndandır ve O’nun içindir. Bundan dolayı da, hak yolcusunun, duyduğu her acı, şeker-şerbet, hissettiği lezzetler de ayn-ı kevserdir.

Şevk ve iştiyak, sabır sınırlarını zorlamaya başladığı andan itibaren, gönülde vuslat arzusundan başka ne varsa silinir-gider.. hatta muhabbet ve aşk dahi belli ölçüde mülâhazadan düşer.. ve derecesine göre:

44