İçeriğe geç
Çıkıp dağa yüzünü turâba koydu secdede,
Tazarru edip ağladı, dedi: Ey Bî Zevâl!
Melekler görüp sızladı, hûr-i în döktü yaş
Ki İlâhî Habibin elif kâmetin kıldı “dâl”…

Bilâl-i Habeşî ve diğer ashab-ı kirâm efendilerimizin de bu mülâhazayı ifade eder güzel sözleri vardır: غَدًا أَلْقَى الْأَحِبَّةَ مُحَمَّدًا وَصَحْبَهُ“Yarın ben dostlara; Hazreti Muhammed ve ashabına kavuşacağım.”3 sözleri sadece onlardan bir tanesi.

Kalakın zirvedeki sultanı da yine Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’dır ki; dünya bütün ihtişam ve debdebesiyle ayağının ucuna kadar geldiği bir dönemde O, vazifesini bitirmiş ve iştiyakını ifade etme kertesine gelmiş ulaşılmaz bir Şâhika İnsan olarak; 4اَللّٰهُمَّ الرَّف۪يقَ الْأَعْلٰى diyerek mahbubiyet makamının gereğini yerine getirme arzusuyla bütün bütün Mahbûb-u Mutlak’a yönelir ve nüzûller, urûclar silsilesinin son halkasını mahbubiyet ve Muhammediyet’in mahviyet ve Ahmediyet’e intikaliyle noktalar.

عَلَيْهِ وَعَلٰى اٰلِه۪ أَكْمَلُ التَّحَايَا مِلْءَ السَّمٰوَاتِ وَمِلْءَ الْأَرْضِ.
46