İçeriğe geç
34. Bölüm

Tecrid

Soymak, soyulmak, yalnız bırakmak ve her şeyden el-etek çekmek mânâlarına gelen tecrid; enfüsî olarak cismanî ve bedenî arzulardan bütün bütün sıyrılmak, âfâkî olarak da kalben, Allah’tan gayrı (mâsivâ) her şeyden yüz çevirip, sadece ve sadece O’na yönelme; yönelip zâhirini mal ve menaldan, bâtınını da O’ndan başkasına gönül verme dağınıklığından, O’na gönül verirken de karşılık bekleme gibi garazlardan-ivazlardan pâk tutmaktır ki işte bu mülâhazaların kahramanına da “ehl-i tecrid” denir.

Ehl-i hakikat tecridi, Tâhâ sûre-i celilesindeki فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ“Şimdi çıkar nalınlarını.”1 mealindeki âyetle işârî olarak irtibatlandırıp, “beyt-i Hudâ” dedikleri gönüllerini dünyevî ve uhrevî mülâhazalardan temizleyerek Hazreti Sultan’ın nüzûlüne –bu da bir müteşabih– müsait hâle getirme şeklinde anlamışlar. Bir kadem daha ötede diğer bir zümre ise onu, sâlikin, kalbî görüş, kalbî duyuş ve kalbî sezişleriyle bütün bütün Hazreti ‘Nûru’l-Envâr’a yönelip ve duygu dünyasında O’ndan başka her şeyi –tabiî istidadı ölçüsünde– ifnâ ederek sadece ve sadece O’nunla kalma hâlinden ibaret görmüşlerdir. Diğer bir açıdan tecrid, enfüsî olarak nefis, beden ve cismaniyete; âfâkî olarak da dünya ve içindekilere karşı tavır alma şeklinde yorumlanmıştır ki, bu dört şeyden tecerrüdle tecride ermeyen hak yolcusu, hakikî halvete ve halvetteki zevk-i ruhanîye de ulaşamaz.

Tecriddeki bu latîf işareti ifade sadedinde Minhâc sahibi:

دَر حَرَمِ حَرِيم دُوست نَگردِي مَحرَم……تَا زِ اَندِشَهءِ اَغِيَار مُجَرَّد نَشَوِي

“Bütün bütün ağyâr endişesinden sıyrılmadıktan sonra Yâr hareminin harîmine mahrem olamazsın.” der ki, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin:

“ Dil beyt-i Hudâ’dır ânı pâk eyle sivâdan,
Kasrına nüzul eyleye Rahmân gecelerde”

mazmunuyla tam bir mutabakat arz etmektedir.

194