İçeriğe geç
30. Bölüm

Fenâ Fillâh

Fenâ; yok olma, zeval bulma mânâlarında “bekâ”nın mukabili bir kelimedir ve bir kısım farklı mefhumlarla izafî münasebeti de söz konusudur. Meselâ; tevbe-i nasûhun lâzımına “fenâ-i muhalefet”, zühd hakikatinin nihâî gereğine “fenâ-i huzûz”, sadakat ve muhabbetin zirvesine “fenâ-i huzûz-i dâreyn” ve sekrin neticesindeki “gaybet”e “fenâ-i zâhirî” denir ki, bunların hemen hepsi, hak yolcusuna bakan yanları itibarıyla birer tavır, birer duyuş ve birer zevk hâli olmalarına karşılık, Hazreti Zât, sıfât ve esmâ-i ilâhiyeye bakan yönleri açısından vahdet nurlarının kesret ahkâmı içinde tecellî etmesi; tecellî edip sâlikin, varlık-yokluk gel-gitleri arasında yaşaması demek olan “sahk”; keza onun vücud-u Hak karşısında eriyip gitmesi diyebileceğimiz “mahk” ve davranışlarının, Hazreti “Fa’âlün Limâ Yürîd”in işlerinin gölgesi olduğunu duyup zevketmesi şeklinde yorumlayacağımız “tams” fenânın birer buudlarıdırlar ve bir yandan, gerçek “Vücud” ve “İlim”in ziyasının birer gölgesi olarak mâsivânın zâtî bir kıymeti olamayacağını hatırlatırken, diğer yandan da, insan idrakinin, duyuş, seziş ve yorum izafîliğiyle de, hakikat ve nisbet arasında birer köprü vazifesi görürler.

141