Dördüncü mertebe, “seyr anillâh” mertebesidir; bu seviyedeki “seyr”e “sefer-i râbi’” dendiği gibi “telvin ba’de’t-temkin” de denegelmiştir. Bu pâyeyi ihraz eden bir vuslat eri, vahdetten sonra, yine vahdet yolunda, yeni yorumlarla kesrete yönelir. Tabir-i diğerle, vahdet ve izafî vuslatta duyup zevkettiği mânevî hazlarını, başkalarına da duyurmak, miraç nüzûlünün gölgesinde tenezzül üstüne tenezzül kendi hayatını, başkalarını kurtarmaya, “Hazîratü’l-Kuds”e yükseltmeye, erdiklerine erdirmeye, gördüklerini gördürmeye bağlar ve binlercenin ruhunda tutuşturacağı vuslat arzusuyla oturur-kalkar. Mütehayyirleri ufuk ötesine irşad etme; tâlipleri terbiye; râğipleri itminana ulaştırma; yoldakilere rehberlikte bulunma; zulmette bocalayıp duranlara nur gösterme; nura ermişleri mârifetle şahlandırma; mârifet şehsuvarlarını da zevk-i ruhanî yamaçlarında koşturma mefkûresiyle gerçekleşebilen böyle bir Hak’tan halka rücû, peygamberlerin has çıraklarına mahsus bir hâldir ve ilk donanımla teklif arasındaki tenasübe de iyi bir örnektir. Bu yüce pâyeyi, bazı tasavvuf erbabı “bekâ billâh maallah” veya “fark ba’de’l-cem” şeklinde isimlendirmişlerdir.
Bu ufka erenler, vahdeti kesrette, kesreti de vahdette görür, tek yüzlü iki derinliği birden yaşar, kendi maiyyetiyle beraber, maiyyete taşıdıklarının haz ve hazz-ı ruhanîsiyle her lahza ayrı bir vuslata “bismillâh” der.. ne iltibas ne şatahat ne de naz; niyazla oturur kalkar ve sürekli temkin soluklar.. “ilallah”ta “fillâh” esintilerini duyar; “maallah”ta “minallah” veya “anillâh” gerçeğini müşâhede eder.. hem vâcid yaşar hem fâkid bulunur; hem mehcûr görünür hem vâsıl bulunur ve kurb-bu’du bir arada duyar.
Böyle bir hak yolcusu, yolcuların en kâmili, mürşidlerin en mütekâmili, tam bir terbiye üstadı ve irşad halifesidir. Kendisine teveccüh edenlerin sinelerinde iman, mârifet ve muhabbet duygularını coşturur; semtine uğrayan herkese sevdiğini sevdirir.. حَبِّبُوا اللّٰهَ إِلٰى عِبَادِه۪ يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ“Allah’ı kullarına