Bu âyet Uhud’da nazil olmuştu. Ondan sonra da sahabe onu durmadan okumuştu, fakat altındaki mânâyı Hz. Ebû Bekir gibi kavrayamamışlardı. Resûlullah vazifesini yapıp gitmişti, fakat daima iş yapan, فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ5 olan: كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ6 âyetiyle Kendisini anlatan, her an ayrı bir şe’n ve tecellî sahibi olan Allah Bâki’dir.
Hz. Ebû Bekir’in sesi mescitte âdeta titreşimler hâsıl ediyor, bütün cemaati lerzeye getiriyor ve sahabe yeniden Allah’a teveccüh ediyordu. O coşma, o dalgalanma Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatı üzerinde koparılmak istenen kıyametlerden ilkini bertaraf ediyor ve daha sonra peşi peşine zuhur edecek hâdiselere karşı da onları uyarıyor, dikkat ve uyanıklığa sevk ediyordu.7
Evet, bu noktaya gelirken söylediğimiz sözü tekrar edelim: Gönül verdiğiniz, ümit bağladığınız hangi fâni vardır ki, sizden evvel göçüp gitmeyeceğine, bütün ümit ve arzularınızı yerine getireceğine dair teminat versin? Şimdi, Allah’a verilecek muhabbeti o ölçüde Resûlullah’a dahi vermek caiz olmazsa, sizin bir sürü küçük, fâni mâbudlarınıza ve sanemlerinize göstereceğiniz muhabbet ve alâkayı tevhid şuuruyla yeniden gözden geçirmek gerekecektir.
Gönül fâni varlıklara teveccüh edince, insan düal yaşamaya başlar, âdeta ikileşir. Çünkü insanın içinde korku ve muhabbet vardır. Bu muhabbet ve korku hakikî sahibini bulamazsa, insan bir ölçüde her korku ve muhabbet duyduğuna bağlanır; hatta yerinde perestij eder. Böylece o, birçok ilâh uydurup başına musallat etmiş olur. Ama o, korkunun da, muhabbetin de ilk ve son mercii Allah’ı bilir ve bunu bütün ruhuyla kabullenirse, o insan tevhide yükselmiş ve bu korku- muhabbet sayesinde hakikî huzur ve saadete ermiş olur.
Dipnotlar
- 5 Bürûc sûresi, 85/16.
- 6 Rahman sûresi, 55/29.
- 7 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 2/266-272; Abdurrezzak, el-Musannef 5/433-437.