İçeriğe geç

İşte fert, ilk defa bu düşünce ile cemaat şuuruna ulaşır; hissî yaşamadan kurtulur. Mantıkî ve aklî yaşama seviyesine ulaşır; içine gireceği, kendisinin de bulunacağı cemiyet içinde, bir uzuv olmaya liyakat kazanır. Bu da, biraz ferdin vicdanının genişliği veya darlığıyla alâkalıdır. Vicdanı derin kimselerin teşkil ettikleri ve edecekleri cemiyet, vicdanın genişliği nispetinde temelli, köklü, sarsılmaz ve devamlı olur. Vicdanı dar ve müsamahasız olan kimseler ise henüz bir cemiyete uzuv olma seviyesine ulaşamadıklarından onların teşkil edecekleri cemiyete biz, kuru kalabalık nazarıyla bakıyoruz. Tahlilini yapmaya çalıştığımız böyle bir topluluğa ise “cemaat” denir. Bu cemaatin ilk görünen tatbiki, namazın cemaatle eda edilmesindedir. O da, Hanefî mezhebinde sünnet; Hanbelî mezhebinde farz; Mâlikî ve Şafiî mezheplerinde farz-ı kifaye kabul edilmiştir.

Allah Teâlâ Hazretleri, Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli âyetlerinde böyle bir cemiyeti hazırlayıcı unsurları ve hazırlanan cemiyetin terbiye edilmesi hususunda lâzım gelen kanunları koymuştur. O, ilk defa bu mevzuda cemiyeti teşkil edecek fertleri hazırlamıştır. Fertlerin hazırlanışı vahye dayalı olarak önce peygamberlerin, sonra da müçtehit ve mücedditlerin eliyle olur. Fertler yavaş yavaş toplu olarak yaşamaya hak ve liyakat kazanınca, artık bir araya gelmeye başlarlar. Bir kanun ve hâkimiyet altında baş başa, omuz omuza âdeta bir vücudun uzuvları hâline gelirler. Bu anlaşma ve uzlaşma ancak kanunlardaki birliğe, esas alınan prensiplerdeki birliğe bağlıdır. Eğer kanunda ve prensiplerde bir birlik yok, insanlar da korku veya muhabbetle aynı kapıya dönük değillerse tefrika ve dağınıklık başgösterir. Kalbleri parça parça, kafaları dağınık olan kimselerin mükemmel, birbirine bağlı, kenetlenmiş, sağlam bir cemiyet teşkil etmeleri asla düşünülemez.

169