İçeriğe geç

Demek gönlün sadece ve sadece O’na yönelmesi gerekir. O düşünülmeden verilen zekât, zekât; sadaka da sadaka değil, bir saçıp savurma ve Kur’ân’ın diliyle şeytana arkadaş ve yâr olmaktır. O’nun maksûd olmadığı emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker, diyalektik yapmak ve insanları demagoji ile aldatmak demektir. O’nun maksûd olmadığı bir cihad, gösteriş ve âlâyişten ibaret, servet ve zamanı heder etmek demektir. Demek ki ibadetin ruhunda gaye Mâbud olacak ve abd, Mâbud’a teveccüh edecek, kulluk Mâbud’a yapılacak. Aslında aynı kökten gelen bu kelimeler birbirinden ayrılmaması esasına göre hareket edilecek.

Kul: “Senin izzetini düşünerek zilletimle; azametini düşünerek hakirliğimle huzuruna geldim. Kimseye bel kırmayan, boyun bükmeyen ben, Senin için belimi de kırıyor, boynumu da büküyorum. Gururumu, Sana yapılan secdenin ruhanîliğiyle ayaklar altına alıyor ve yüzümü yerlere sürüyorum. Çünkü Sen Mâbud’sun, ben abdim, Sen Hâlık’sın ben mahlukum. Bütün fakirliğimi ilân ederek Senin huzuruna geldim. Çünkü Sen bana bir akıl, bir meyil, bir şuur verdin ve bunları topladın, vicdanıma rükün yaptın. Vicdanım Sana karşı minnet ve senâlarını eda etmek istiyor. Bütün kâinat şahit olsun ki, ben kulum ve işte bununla şeref duyuyorum.”

161