‘Tuğyan’a gelince: Mesela bir nehir tuğyan ettiği zaman kendi mecrasını aşar ve yatağının dışında akmaya başlar; netice itibarıyla da geniş bir alanı istila eder. Aynen onun gibi, bunlar da sınırlarını aşarak bir tuğyan içine girmişler demektir. Ayrıca, طُغْيَان kelimesiyle يَعْمَهُونَ kelimesi arasında da bir tenâsüp vardır. Münafıkların fiilen tuğyanlarında ve kendilerine ait kesblerinde böyle bir taşkınlığa düşmeleri neticesinde, Allah da onları şaşkına çevirerek nefislerini unutturmuş ve onları benliksizleştirmiştir. “Ben yolumu yitirdim, yolların günahı ne!” diye bir söz vardır. Bu söz tam münafıkların durumuna uygundur, zira yolunu yitirenler onlardır. Yolun bir günahı yoktur. Yoldan çıkan, kendine etmiş olur; münafıklar kendilerine etmişlerdir.
* * *
Bu âyetlerde, kâfir ve münafıkların mü’minlere taarruzda bulunarak onlarla istihza etmeleri hâlinde, onlara da aynı şekilde mukabele yapılmasının mahzursuz olduğuna bir işaret vardır. Ancak aynı zamanda konu münafıklarla ilgili olması itibarıyla mü’mine her saldıran ve onu hafife alan kimseye mukabelenin tecviz edilemeyeceği hususu da ortaya konulmaktadır.
Burada şöyle bir tasavvufî hakikat de söz konusudur: İnsan, kendisine gelen nimetler karşısında bu nimetlerin bir istidraç olabileceği endişesiyle daima tir tir titremeli ve Cenab-ı Hakk’a sığınmalıdır. Zira yukarıda da ifade edildiği gibi kişiye dünyada bol bol nimet verilmesi her zaman onun salahına delâlet etmez. Bazen bu nimetler, o kimsenin neticede helâk olmasına da sebebiyet verebilir.
* * *
أُولٰۤئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ “İşte onlar hidayete bedel dalâleti peylediler; (peylediler ama) bu ticaret kârlı olmadı; zira onlar hidayet üzere değillerdi.” (Bakara sûresi, 2/16)