Ayrıca bu ifadede, Allah’ın onlar hakkındaki istihzasının, onların hissedemeyeceği şekilde olduğuna da bir ima söz konusudur. Şöyle ki Kur’ân, münafıkları âdeta çamur içinde bocalayıp duran bir yığın hâlinde tasvir etmektedir. Bu tasvir çerçevesinde, sanki onlar bu çamuru misk-i amber gibi yüzlerine gözlerine sürmektedirler. Onlar bu hâldeyken Cenab-ı Hak âdeta çamurun kokusunu arttırmakta ama onlar bunu misk zannetmekte ve oradan çıkmayı düşünmemektedirler. Sanki Allah, o çamurun içinde onlar ne arzu ederlerse onu vermekte ve onlara bu şekilde medet etmektedir. Netice itibarıyla de onlar, çamurdan bir yığın hâline gelmektedirler. Sonra da hükm-ü ilâhî, çamur hakkında ne merkezde gerçekleşecekse olacaklar ona göre olacaktır.
Bir önceki âyetle bu âyet arasındaki münasebete gelince: Münafıkların إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ “Biz onlarla istihza ediyoruz.” (Bakara sûresi, 2/14) demelerine mukabil insanın aklına; “Bunun üzerine acaba mü’minler, münafıklara ne dediler?” veyahut “Mü’minlere karşı böylesi hakaretler savuran münafıklar, nasıl mukabele gördüler?” şeklinde bir soru gelmektedir. Bu soruya cevaben Allah, اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ isti’nâf cümlesiyle onların istihzalarına mukabelede bulunduğunu/bulunacağını ifade ile mü’minlerin misliyle mukabeleye kalkmalarına gerek olmadığını hatırlatıyor.
İkinci olarak, önceki âyetin ifadesiyle mü’minler, münafıkların istihzalarına maruz kalmışlardır. اَلْجَزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ “Bir fiile, kendi cinsinden bir fiille karşılık verilir.” fehvasınca burada bir tetâbuk vardır. Münafıklar, istihza ettikleri için istihza ile mukabele görmektedirler. Her ne kadar istihzanın fiil olarak Allah’a isnadı caiz olmasa da onların görecekleri karşılık yine istihza olacaktır.