Daha önceki âyet-i kerimelerde mü’minlerin yüce vasıfları anlatılma sadedinde: أُولٰۤئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “İşte onlar, Rabbilerinden bir hidayet üzeredirler ve asıl kurtulup felâha erenler de onlardır.” (Bakara sûresi, 2/5) denmişti. Burada ise, münafıkların özellikleri anlatıldıktan sonra أُولٰۤئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ denilerek önceki âyetlere mukabele yapılmaktadır.
Evet, ortada “hidayet” ve “dalâlet” unvanlarıyla iki yol mevcuttur. Mü’minler hidayet yolunu seçmiş, neticede de hidayete ererek kazanıp kurtulmuşlar; münafıklar ise hidayet karşısında âdeta dalâleti satın almışlar ve hidayeti ona feda etmiş ve yaptıkları bu ticarette hüsran u haybete maruz kalmışlardır.