İçeriğe geç

Bu ifadenin lazımı olarak sanki Allah, mü’minlere şöyle demektedir: “Siz, münafıkların istihzasından müteessir olmayın; zira onların yapmış oldukları bu istihzaya karşı sizin yapacağınız mukabele ne olursa olsun size karşı yapılan istihzayı karşılamayacaktır. Çünkü onlar, sizinle, dininizden yani Allah’a inanmanızdan dolayı istihza etmektedirler. Öyleyse bu ağır cinayetlerinin cezasını da ancak Allah verebilir.” Aslında mü’minin, hayalinde kurguladığı en büyük ceza dahi bu korkunç cinayeti karşılamayacaktır. Mü’minin kalbini tatmin edecek ceza ancak Allah’ın (celle celâluhu) onlara verdiği/vereceği dünyevî-uhrevî ceza olacaktır.

Daha önce genişçe izah edildiği gibi يَمُدُّهُمْ ifadesiyle Allah’ın, tuğyanlarını artıracak şekilde –istidraç olarak– münafıklara medet verdiği ifade edilmişti. Belâgat açısından يَمُدُّهُمْ ifadesine bakıldığında burada Mutezile ve Cebriye’nin fikirlerinin tutarsızlıklarını görmek de mümkündür. Şöyle ki medet, mevcud bir güç ve kuvvet üzere gelen ikinci bir yardım demektir. Lügat mânâsı itibarıyla ise “mevcut sınırların aşılması, belli bir limitin üstüne çıkılması” mânâsına gelmektedir ki bu da insanlarda bir istitaat, bir güç ve kuvvetin varlığını göstermektedir. Şöyle ki, Cenab-ı Hakk’ın onlara nifaklarında medet vermesi, onların iradelerini tamamen nefyetmemektedir. Onlar taşkınlığı kendi iradeleriyle talep etmişler, Allah da tuğyanları neticesinde onlara medet etmiştir. Aslında tuğyanın onlara nispeti de bunu göstermektedir ki bu bir bakıma müsebbebin sebebine izafe edilmesi anlamına gelmektedir. Bu da, يَمُدُّهُمْ kelimesindeki mezkur mânâyı teyit etmektedir.

322