Aynı zamanda bu kökten iştikak eden إِمْدَاد kelimesi de, bizim Türkçede kullandığımız şekilde, “imdada koşma, medet etme, yardıma gitme” demektir. Evet, denizin kabarıp taşmasında da bir bakıma bu mânâ vardır. Yani deniz kabarıp taşması sayesinde sahile ve çevresine yardıma koşmuş gibi olur. Nitekim: “Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ‘Ben peş peşe gelen bin melek ile size medet gönderip yardım edeceğim.’ diyerek duanızı kabul buyurdu.” (Enfâl sûresi, 8/9) âyet-i kerimesinde Cenab-ı Hakk’ın, melekleriyle sahabe-i kiram’a yardım göndermesi de bu kelimeyle anlatılmaktadır.
طَغَى fiilinin masdarı olan طُغْيَان kelimesi de coşma, taşma mânâsına gelmektedir. Lügat mânâsı itibarıyla, طَغَى “taştı, bulunduğu yeri aştı, sınırlarının dışına çıktı” demektir. إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَۤاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ “Şüphesiz, su taştığı vakit sizi gemide biz taşıdık.” (Hâkka sûresi, 69/11) âyet-i kerimesinde Nuh tufanı anlatılırken suyun tuğyan ettiği ve taştığı ifade edilmektedir. Denizler belli sınırlar içinde, birer su havzı mahiyetindedirler ve hep o sınırlar içinde kalırlar. Gökteki su ile yerin altındaki su kanalları da kendi sınırları içindedirler. Bunlar, Cenab-ı Hakk’ın ayarladığı kanunlar çerçevesinde bulundukları sınırların dışına çıkmamakta ve bu şekilde hep bir denge içinde bulunmaktadırlar. Ne var ki, bazen yeryüzündeki denizler, gökteki yağmurlar ve yerin altındaki su menbaları tuğyan edip taşar ki buna da tufan diyoruz. Buna binaen diyebiliriz ki, tabiatta Allah’ın vaz’ ettiği tekvinî ve teşriî kanunlar ihlal edildiğinde ne yerde yürüme ne denizde yüzme ne de gökte bulunma imkânı kalmayacaktır. Şer’î mânâsı itibarıyla insanın şeriat hudutlarını aşması da bir tuğyandır. Bu aynı zamanda fıskın hususi mânâsı demektir.