İçeriğe geç

يَعْمَهُونَ : عَمَهَ – يَعْمَهُ veya عَمِهَ - يَعْمَهُ’dan gelmektedir ve tereddüt, hayret, şaşkınlık, yolunu bilememe, sırat-ı müstakimi bulamama, dalgın, baygın ve âdeta sekir hâlinde olma anlamına gelmektedir. Genel itibarıyla bu âyet-i kerimedeki kelimelerin mânâlarına bakıldığı zaman âdeta birbiriyle omuz omuza vermişçesine münafıklardaki şaşkınlık, panikleme ve haddini tecavüz etme gibi hususların anlatımını destekledikleri görülmektedir. Bu hakikat, يَمُدُّهُمْ kelimesinde, med-cezir hareketiyle denizin taşmasının; طُغْيَانِهِمْ kelimesinde, suların kanallarına girmeyip mecralarını aşmasının; يَعْمَهُونَ kelimesinde ise insanların sekir ve istiğrak hâlinde yürüyeceği yolu bile bilememeleri, gelişi güzel yürümeleri, sağa sola çarparak, toslayarak taşkınlık ve şaşkınlık içinde baygın baygın yaşadıklarının resmedilmesi şeklinde ortaya konmaktadır. Teker teker her bir kelime, aynı hakikat etrafında omuz omuza verip –Üstad’ın sık sık tecâvüb dediği– hakikati göstermektedir.

Kelimelerin müfredat mânâlarını verdikten sonra şimdi isterseniz biraz da umumi mânâ üzerinde fikir yürütelim. Daha önceki âyet-i kerimelerde münafıkların, şeytanlarına ve reislerine döndüklerinde mü’minlerle nasıl alay ettikleri anlatılmaktaydı. Burada, insanın aklına “Acaba bunun neticesinde ne oldu?” sorusu gelmekte ve insan bir bekleyiş içine girmektedir. Bu suale cevap olarak, وَإِنَّ اللّٰهَ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ diyerek atıfla ifade yerine mesele doğrudan doğruya isti’nâf (başlangıç) cümlesiyle anlatılmakta ve اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ “Allah onların alaylarına mukabelede bulunur.” denmektedir ki bu da siyak-sibak açısından gayet uygun düşmektedir.

318