İçeriğe geç

İşte bu şekildeki bir donanım ve gayretle iman zamanla o kişinin kalbinde kökleşecek ve –Allah’ın inayetiyle– sarsılmaz bir hâl alacaktır. Ayrıca burada, imanın, amelden başka bir şey olduğunu ve onun amelden bir cüz olmadığını da söylemekte yarar var. Evet, bir şeyi nazarî olarak bilmek ile onu hakkıyla tanıyarak pratik hayata dönüştürmek birbirinden ayrı meselelerdir.

* * *

Amelînin önemli bir esasını namazın ikâmesi teşkil ettiği gibi diğer hayatî bir rüknünü de umumi mânâda infak ifade etmektedir. İşte bu ikinci hususa temas sadedinde

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ “Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler.” (Bakara sûresi, 2/3)

buyrularak müttakilerin diğer bir vasfı daha hatırlatılmaktadır.

Cenab-ı Hakk’ın kullarına sayılamayacak kadar çok ihsanı vardır. Bu ihsanlar, başlıca ikiye ayrılır:

1. Bedenî ihsanlar: Bunlar bedenimize ait el, ayak, göz, kulak, dil, dudak... gibi enfüsî nimetlerdir.

2. Malî ihsanlar: Bunlar ise Cenab-ı Hakk’ın insanlara lütfettiği mal, mülk, servet... gibi âfâkî nimetlerdir ki, fıkıhçılar da bu taksimi biraz daha farklı olarak ele alıp ibadet ü taatı: 1. Bedenî ibadetler, 2. Malî ibadetler, 3. Hem bedenî hem de malî olan ibadetler olmak üzere üçe ayırmışlardır. Esasen bu üçüncü sınıf, ilk iki sınıfın karışımından ibarettir. Böylece ibadetleri, bedenî ve malî olmak üzere iki temel esasa irca etmek mümkündür.

81