İçeriğe geç

Bu sûrenin “Senâmü’l-Kur’ân” (Kur’ân’ın hörgücü, zirvesi) ve “ez-Zehrâ” (parlak, ışık saçan, nurefşan) şeklinde biri has, diğeri müşterek olan iki lakabı daha vardır ki, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “İki zehrâyı (Bakara ile Âl-i İmrân’ı) okumaya devam ediniz.”[1] hadisiyle, bu sûrenin Âl-i İmrân ile müşterek lakabına; “Her şeyin bir senâmı (hörgücü, zirvesi) vardır. Kur’ân’ın senâmı ise Bakara Sûresi’dir.”[2] ifadeleriyle de onun has lakabına işaret buyurmuştur.

Ayrıca “Senâmü’l-Kur’ân” olan Bakara Sûresi, bir taraftan Kur’ân-ı Kerim’in başında bulunmasıyla, nereden bakılırsa bakılsın rahatlıkla görünen bir şâhika olmasının yanında; pek çok ahkâm-ı diniyeyi ihtiva etmesi sebebiyle de âdeta insanların üzerindeki mukaddes bir sorumluluğu hatırlatan yüksek bir mevkie sahiptir.

* * *

Bakara Sûresi ile Fâtiha Sûresi arasında çok ciddi bir tenâsüp vardır. Şöyle ki, mü’minin, Fâtiha Sûresi’ndeki

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ “Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet.” (Fâtiha sûresi, 1/6)

duasına sanki Cenab-ı Hak, hemen arkasından gelen Bakara Sûresi’ndeki

ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ “İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Hidayet rehberidir müttakilere.” (Bakara sûresi, 2/2)

âyetiyle cevap vermektedir.

Bu âyet-i kerimelerde “hidayet” mevzuuyla alâkalı iki latif nükte daha vardır:

1. Cenab-ı Hakk’ın insanlara, iradelerinin dahli olmadan hidayet lütfetmesidir ki, buna cebrî hidayet de diyebiliriz.

61