İçeriğe geç

Burada dikkatinizi bir sırra istirham edeceğim. Bizler şahsî hayatımızda Kur’an’ı sadece belli sahalara hitap eden bir kitap hâline getirmenin cezası olarak Cenâb-ı Hak o hâli bilfiil duruma getirmiştir. Yoksa insanlarda fiilî ve kavlî bir istek olmadan Allah (celle celâluhu) böyle bir cezaya kimseyi maruz bırakmaz. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini sıkıp O’na biat ederek, “Canımızla, malımızla yolunda hırz-ı can edeceğimize söz veriyoruz.” diyen ashaptan bazıları, Uhud savaşında, Efendimiz’in vefat ettiği şayiası üzerine Uhud dağına doğru geri çekilmişlerdi. Onların geriye çekilmesine sebebiyet veren, bir zelle-i insaniye idi. Sonra o kötü durum ikinci bir kayma daha meydana getirdi. Böylece fasit bir daire teşekkülüne doğru gidiliyordu. Yani onlar geri çekildikçe Allah onları ters yüz edecek, onlar kaçtıkça perişan edecekti. Medine-i Münevvere’ye girecekleri âna kadar maddeten ve mânen her şeylerini kaybedeceklerdi. Fakat Allah, yaptıkları iyiliklerden ötürü o fasit dairenin teşekkülüne meydan vermedi ve onları affetti. Onlar affa mazhar olunca fasit daire koptu ve salih bir daire oluştu. Fakat bu, insanlığın her devrinde ve herkes için geçerli midir? Allah’ın engin rahmetinden isteriz ki bizi de affetsin. Fakat bizde böylesi bir fasit daire teşekkül etmişse ve tespihe dizilmiş daneler gibi günahlar ayak kaymalarını, kaymalar da günahları takip ediyorsa biz o zaman bu fasit daireden asla çıkamayız. Rabbim, bu fasit daireyi bizim hakkımızda da salih daireye çevirsin!

239