İçeriğe geç
1. Bölüm

Soru-cevaplar Üzerine1

Topluma karşı mükellef olduğumuz vazifeleri yerine getirme adına daha faydalı olacağı kanaatiyle yüz yüze soru-cevap faslını başlatmış bulunuyoruz. Sorularınıza geçmeden önce müsaadenizle maksadımızı aydınlatacak bir-iki hususu arz etmek istiyorum.

Evvela; bütün düşünce ve tasavvurumuz, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) devrinde olduğu gibi saf, temiz, berrak, dupduru bir anlayışı yeniden ihya etmektir. Toplum içinde sahabî anlayış ve hayat tarzını sistem olarak benimsemiş insanların sayısı ne kadar çoğalırsa içtimaî hayatımız da o kadar denge ve düzen içinde olacaktır.

Camilerde soru sorma ve meseleleri ona göre şerh etme mevzuu, Saadet Asrı’nın temel özelliklerinden biri sayılır. Camilere eski fonksiyonunu kazandırma meselesi İslâm âleminde değişik mahfillerde de görüşülmüştü. Saadet Asrı’nda mü’minler camiye geldiklerinde sadece namaz kılmazlardı. İçlerindeki soruları ortaya dökmeden, şerh etmeden, onların cevaplarını almadan sadece vaaz u nasihati dinleyip çekip gitmezlerdi. Cami, bir mü’min için dünyevî-uhrevî her şeydi. Hatta Osmanlı’nın kurulduğu ilk dönemlerde dahi devlet şûrâsı, meselelerini daha çok camide görüşürdü. Bir taraftan şakır şakır şadırvanın suları akar, abdesti hatırlatan, namazı tedai ettiren bu tablo onların etrafında dönüp dolaşır ve onlar da o hava ve o anlayış içerisinde meselelerini meşveretle hallederlerdi. Abdestler alınır, namaz kılınır, meseleler ortaya konur ve görüşülürdü. İşte bu, Saadet Asrı’nın saf anlayışıdır. Evet, Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) böyle yapıyordu.

1