İçeriğe geç
47. Bölüm

Bitişler Ve Yeni Başlangıçlar

Soru: İçinde bulunduğumuz asrın hayat tarzı ve beşerin korkunç sefahati karşısında nasıl bir nesil yetiştirmeliyiz?

Cevap: Evvelâ şunu ifade etmek gerekir ki beşer, tarih sahnesine çıktığı ilk andan itibaren ilerlemesini ne ile temin etmişse bugün de aynı yollarla temin edecektir. Değişik bir ifade ile arz edecek olursak, beşer neleri terk ederek bir çukura düşmüşse, yeniden onlara yapışıp tutunarak o çukurdan çıkacaktır.

Ayrıca bir mü’minin hatırından hiç çıkarmaması gereken bir diğer husus ise, hiçbir şart ve durumda insanlığın istikbali adına ümitsizliğe düşmemektir. İnsanlığın şu anki tasavvurları ve perişan hâli karşısında ümitli olmak çok zordur. Ancak bizler, beşerin bu durumuna değil, küçük plânda da olsa bir kısım gelişmelere ve Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) lütuf ve ihsanının her tarafta kristalleşmesine bakmalı ve ümitvâr olmalıyız.

İnsanlık, tarihin çeşitli dönemlerinde yirminci asırda olduğundan çok daha aşağılara sukût etmişti. Hazreti Âdem’le (aleyhisselâm) başlayan süreçte insanlığa sayılamayacak kadar çok peygamber gönderilmiştir. Bunların hepsini sayıp anlatma imkânına sahip olmadığımızdan konunun anlaşılması için birkaç misalle iktifa edeceğim.

Ulü’l-azm bir nebi olan Hazreti Nuh (aleyhisselâm) devrinde insanlık her şeyiyle iflas etmiş ve ahlâkî olarak derin bir çukura düşmüştü. Kur’an-ı Kerim’in beyanıyla yer bütün sularını fışkırtıp, sema sağanak yağmurlarla yeryüzünü göl hâline getirdiği gün, kavmine dokuz yüz elli sene emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münkerde bulunan Hazreti Nuh’la birlikte gemiye ancak birkaç elin parmakları sayısınca mü’min binmişti;213 zira insanlık korkunç bir sukût içindeydi. Tufan sonrası hayatta kalanlar, yeniden çoğaldılar ve medeniyet adına bir hayli mesafe katettiler. Bu durum Hazreti Hûd (aleyhisselâm) ve ondan sonra da Hazreti Salih’e (aleyhisselâm) kadar böylece devam etti.

294