İçeriğe geç
42. Bölüm

Köhneleşmiş Müesseseler

Soru: Tarikat ve tekkelerin günümüzdeki durumlarıyla ilgili görüşlerinizi lütfeder misiniz?

Cevap: Beni yıllardır dinleyenler bilirler ki hayatımın hiçbir döneminde tekke ve tarikatlere karşı olmadım. Hatta böyle bir düşünceyi aklımın köşesinden bile geçirmedim. Ben tekkede neş’et ettim ve aynı zamanda çok küçük çapta da olsa, medresenin sinesinde yetiştim. Binaenaleyh benim, ne tekkenin ne de medresenin karşısında olmam düşünülemez. Ancak ben, köhneleşmiş müesseselerin karşısındayım.

Tekke ve zaviyeler on asırdan beri vazifesini yapmış ve fonksiyonunu eda etmiştir. Bununla birlikte bugün dine ait duygu ve düşünceleri soluklayacağımız müesseseler kendi bünyesinde tekkeye ait mânâyı, zaviyeye ait ruhu taşımıyorsa insanımız aşktan ve vecdden mahrum, fevkalâde kaba-saba yetişecektir.

Bu ifadeleri pek çok defa tekrar ettim. Ancak kendi ruhu ile bütünleşememiş, nâdân bir kısım müteşeyyihînin (şeyhlik taslayanların) eline düşerek dinin ruhundan uzaklaşma meselesine gelince, ben onun karşısında olduğumu ifade ettiğim gibi, Aristo mantığını tedris eden medresenin karşısında olduğumu da söyledim. Fakat Hazreti Fatih’in, üniversite mahiyetinde işleyen medresesinin karşısında olmadım. Kendi devirlerinde fıkhı ve kelâmı geliştirirken, tefsirler yazarken, astronomiyi de ihmal etmeyen; Molla Gürânî’nin yanında Ali Kuşçu’yu unutmayan, Hezarfen Ahmet Çelebi’ye de yer veren bir medresenin yanında oldum ve onu alkışladım. Benî Musa’nın gayretlerini daima takdirle yâd ettim ve medresenin en büyük semeresi gördüm. Zira o devirde Batılı, Ay ve Güneş’in tutulup tutulmayacağını, Bağdat’ta yaşayan Benî Musa’ya soruyordu. Ben, böyle bir medresenin daima yanında hep onun alkışçısı oldum.

269