Ancak benden müteşeyyihîne karşı ihtiram bekleniyorsa onlara da asla ihtiram etme niyetinde değilim. Çünkü onlar, hakikaten bizdeki aşkı ve vecdi öldürmüşlerdir. Ziyafet sofralarında vakit geçiren, müridlerine İslâmî kemalâtı öğretemeyen, kalbî hayatın yanında fikrî hayata pencereler açamayan, âyât-ı tekviniyeyi mütalâa etme imkânını veremeyen kimseler tekkede meseleyi berbat ettikleri gibi medresenin mânâ ve ruhunu da bozmuşlardır. Her iki müessesenin de iş bilmezleri, bu ulvî müesseselerin fonksiyonunu eda etmesine mâni olmuş ve işi güdükleştirmişlerdir. Vâkıa, benim bunun karşısında oluşum bir şey ifade etmez. Çünkü bu anlayışın karşısında din vardır, Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) vardır.
Bana, müridlerine kemal ve hasbilik öğreten bir mürşid göstersinler, ayaklarının altındaki toprağı gözüme sürme diye çekerim. Bir mürşid, müridine kemalâtı, her Müslümanı alkışlama fikrini, gerektiğinde “Git evlâdım, bende bir şey yoktur, başkasına intisap et!” demesini, Lâ ilâhe illâlah diyen herkesin karşısında temenna durmasını öğretsin. Memleketin, ciddi bir uçurumun kenarında, her an yuvarlanmak üzere olması mevzuunda yapılması gerekli olan şeyleri öğretsin, ben de o mürşidin ayaklarının altındaki toprağı gözüme sürme diye çekeyim.
Ben bunu, tekkeyi ve tekkenin haysiyetini korumak için, medresenin eda ettiği fonksiyonu muhafaza etmek için yapıyorum. Buralar Şah-ı Geylânî, Muhammed Bahauddin Nakşibend gibi arslanların eviydi, ben o arslanları her zaman alkışladım ve alkışlamaya da devam edeceğim. Ancak bugün o makamlara geçenleri gördükçe de cidden, gönülden tedirgin oluyorum.