Duhâ Sûresi’ni her okuyuşumda aklıma O gelir. Bu sûrede Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) asla darılıp terk etmediği, O’nu şefkatle kucakladığı, sahipsiz bırakmadığı ve dosdoğru yola ilettiği ifade edilmektedir. Akif’in ifadesiyle, o Masum’a bütün bir beşeriyet medyundur. Biz de medyunuz ve hepimiz o kapıda birer dilenciyiz. İnanıyor ve ilan ediyoruz ki, eğer O, Rabbimizle aramızda olmasa, cennetlere, Firdevslere ulaşmamız mümkün değildir. Biz, O’nun şefaatiyle problemlerimizi halledecek, O’nun ışıklı aydın yolunda –inşâallah– doğru yaşamaya muvaffak olacak ve bu yolun sonunda da O’nu bulacağız. Onun için daima koştuğumuz bu yolda O, bir gün karşımıza çıkacak diye şevkle koşuyoruz.
Geriye dönecek olursak, bu yolun yolcuları olarak ibadet ü taatimiz böyle bir ruh ve şuurla eda edilmeli, âfâkî tefekkürümüz de çok buudlu olmalıdır. İşte böyle bir seviyeye ulaşmış bir milletin geri kalması düşünülemez.
Allah, Sıfatlara Göre Hükmeder
Buraya kadar arz edilen şeyler, sorunun cevabına hazırlık mahiyetinde ifadelerdi. Şimdi doğrudan sorunun cevabına geçelim. Hepimiz –Elhamdülillâh– mü’miniz. Ancak her mü’minin her sıfatı mü’min olmayabilir ve Allah (celle celâluhu) sıfatlara göre hükmeder. Meselâ yalan söylemek, hileli yollara tevessül etmek, çalışmada metot bilmemek, âyât-ı tekviniyenin esrarını anlamamak birer kâfir sıfatıdır. Bu kâfir sıfatlarını taşıyor olsa da bir mü’min, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” dediği sürece Cennet’e girer. Fakat Allah (celle celâluhu), kendisinde mü’min sıfatları bulunmadığı, metot bilmediği, metodolojiden haberi olmadığı ve kendini tembelliğe saldığı için bu dünyada onun hakkında mağlubiyet ve mahkûmiyet kararı verir. Bu, Allah’ın değişmez bir kanunudur.