İçeriğe geç

Kâfirin ahirette beklediği bir şey yoktur. Fakat onda bir kısım mü’min sıfatları varsa, Allah, o sıfatlara ikramda bulunur ve bu sıfatlar yüzü suyu hürmetine onu dünyada yükseltir. Bu itibarla burada bize düşen, her yönüyle mü’min sıfatlarına sahip, özü-sözü doğru, hak vesileleri kullanan, tembellikten sıyrılmış, metot bilen, kâinatın esrarını çözmeye istekli insanlar olmamızdır.

Hak bir davanın temsilcileri olan mü’minler hakka giden yolda hep hak vesileleri kullanma mecburiyetindedirler. Şayet mü’minler, en büyük hak olan Allah’a (celle celâluhu) ve O’na ait hakikatlere veya Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’na ait şeylere veyahut Kur’an-ı Kerim’e ait hususlara ulaşmak istiyorlarsa, bu yolda behemehâl hak vesileleri kullanma mecburiyetindedirler.

Meselâ, hakka ulaşma yolunda propaganda yaparak yalanlar söyleme, mübalağa yapma, insanları aldatmaya kalkışma gibi şeyler kat’iyen caiz değildir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) geçmişte, gönüllerimizin sultanı, başlarımızın tacı hâline gelmesi hangi yolla olmuşsa işte o yol haktır; başka yollarla elde edilen şeyler ise bâtıldır. Makyavelist bir düşünceyle hakikat elde edilemez. Mü’min için bunların hepsi hüsran vesilesidir. Öyleyse hakka giden yolda mü’minler, daima hak vesileler kullanma mecburiyetindedirler. “İnkârcılar farklı farklı yollardan istifade ediyorlar; biz de onları kullanalım” duygu ve düşüncesinde olmak yanlıştır. Resûl-i Ekrem’in kullanmadığı bir yol kullanılmaz, bizim için tıkalıdır. Başkaları ondan istifade etme yoluna gitse de biz o yoldan gidemeyiz. Bizim yolumuz, Kur’anî ve Muhammedî yoldur. Binaenaleyh Müslümanlar eğer başlarda taç veya taçlarda sorguç olmayı düşünüyorlarsa, yolun doğrusunu kullanma, bâtıla tenezzül etmeme mecburiyetindedirler.

249