Hakk’ın birliğine zerreler adedince delil bulunduğunu beyan eder. Gayet latif, yüksek ve mantıklı bir temsilî konuşma ile hadsiz genişlikteki meseleleri bildirir. “Birinci Mevkıf’a Küçük Bir Zeyl”de gayet ince birkaç mesele var ki, hakikat oldukları halde şiirin en parlak ve geniş hayallerinden daha parlak, daha geniştirler.
İkinci Mevkıf : قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ayetlerinin hakikatine dair ehadiyet sırrı ve vahdet hakkında akla gelen şüphe ve vehimleri yok eder. İnkârcıların tevhid ehline karşı itirazlarını kesinlikle reddeder. Kur’an ayetlerinin Cenâb-ı Hakk’ın birliğine dair mucizevî ispatlarını Birinci Mevkıf’tan daha kuvvetli bir şekilde gösterir. Ehadiyet-i Zâtiye ile bütün eşyayı birden, bir anda tedbir ve terbiye ettiğini bildiren muazzam Kur’an hakikatini gayet güzel ve açık bir temsille ispatlar. Aklı iknaya, kalbi teslime mecbur bırakır.
Bilhassa bu İkinci Mevkıf’ın “Hâtime”sinden önce ikinci temsilin neticesinde Zât-ı Akdes-i İlahiye’den hiçbir şeyin saklanamayacağını.. hiçbir ferdin O’ndan uzak kalamayacağını, hiçbir şahsın mukaddes bir külliyet kazanmadan O’na yanaşamayacağını.. rubûbiyetinde ve tasarrufunda bir işin diğerine mâni olmadığını.. hiçbir yerin O’nun huzurundan uzak kalmadığını.. “her şeyi gören ve işiten” sıfatlarının cilveleri bulunduğunu.. eşya silsilesinin, O’nun emirlerinin süratle gerçekleşmesi için birer tel, birer damar hükmüne geçtiğini.. sebeplerin ve vasıtaların, icraatına sırf zahirî birer perde olduğunu.. hiçbir yerde bulunmadığı halde o Zât’ın ilim ve kudretiyle her yerde bulunduğunu.. hiçbir mekâna muhtaç olmadığını.. uzaklık, güçlük ve varlık tabakalarının perdelerinin O’nun her şeye yakınlığına, her şeyde tasarrufuna ve her şeyi görmesine mâni olmadığını.. maddî, mümkün, kesif, sayıca çok ve sınırlı şeylerin hususiyetlerinin, O’nun izzetinin yamacına yanaşamadığını.. değişim, mekâna muhtaç olma, kısımlara ayrılma gibi şeylerden uzak, münezzeh, arınmış ve mukaddes olduğunu gayet güzel bir şekilde ispatlar. Bu İkinci Mevkıf’ın Hâtime’sindeki ehadiyet sırrına dair Arapça ibare gayet mühim bir kısmının tercümesiyle beraber parlak bir surette çok mühim meseleleri ifade eder. Bilhassa insanın amelleriyle hesaba çekilmesi için haşri yaratmak, koca kâinatı değiştirmek, yıkıp yeniden inşa etmek sırrını bildirir.