İçeriğe geç
Sözler

dair üç mühim hakikatini tefsir eder. Ruhun ölümsüz olduğunu öyle güzel bir şekilde ispatlar ki, bedenin var olması gibi ruhun da bâki olduğunu gösterir. Meleklerin varlığını, Amerika’daki insanların varlıkları gibi ispat eder. Haşir ve kıyametin varlığını ve gerçekleşeceklerini o kadar mantıklı ve akla dayanan delillerle gösterir ki, hiçbir felsefeci, hiçbir inkârcı itiraza mecal bulamaz; teslim olmasa bile susar. Bilhassa sonundaki “İnce Bir Nükte” adlı kısımda büyük haşri gerektiren sebepleri ve hikmetleri öyle bir tarzda beyan eder ki, kâinatın tılsımının üç muammasından birini gayet parlak bir şekilde çözer.

Otuzuncu Söz

قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ۝ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي

السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلآ أَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلآ أَكْبَرُ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ ayetlerinin ve insan benliği ile zerrelerin hareketlerinin hakikatine dair indirilen ayetlerin iki mühim sırrını iki “Maksat” ile bildirir. Birinci Maksat, insan benliğinin hayret verici muammasını çözerek din ve felsefe silsilelerinin kaynaklarını gayet parlak bir tarzda gösterir. İkinci Maksat, zerrelerin hareketlerinin tılsımını keşfeder. O hareketlerin ne kadar hikmetli ve muntazam olduğunu gösterir. Bütün o zerrelerin, Sultan-ı Ezelî’nin muhteşem ve muazzam bir ordusu, itaatkâr memurları olduğunu kesin delillerle ispat eder. Yirmi Dokuzuncu Söz nasıl ki kâinatın tılsımının üç muammasından birini keşfetmiştir. Otuzuncu Söz de akılları hayrette bırakan ve felsefecileri sersemleştiren o tılsımın üç muammasından ikincisini çözmüştür. Bilhassa Hâtime’sinde yedi hikmet ve yedi büyük kanun ile bir ism-i âzamın tecellisini göstererek zerrelerin hareketlerinin hikmetini kesin ve parlak bir surette bildirir. Canlıların cisimlerini o zerrelerin seyr ü seferine bir misafirhane, bir kışla ve bir mektep hükmünde gösterir, bunu ispat eder.

937