İçeriğe geç
Sözler

İkincisi

Bu Söz’ün başındaki içtihat bahsinde beyan ve ispat edildiği gibi, sahabilerin büyük çoğunluğu insani kemâlâtın en yüksek derecesindedir. Çünkü o zaman, İslam’la gelen o büyük değişimde, hayır ve hak bütün güzelliğiyle, şer ve bâtıl da bütün çirkinliğiyle görülmüş ve maddî olarak hissedilmiş. Şer ile hayır, yalan ile doğru arasında öyle bir mesafe açılmış ki, bunlar küfür ve iman kadar, belki cehennem ve cennet gibi birbirlerinden uzaklaşmışlar. Yaradılışları gereği ulvi hislere ve yüksek ahlâka düşkün, izzete meyilli olan sahabiler, elbette bilerek yalana ve şerre el uzatıp yalanın, şerrin ve bâtılın ilancısı ve numunesi olan Müseylime-i Kezzab seviyesine düşmemişler. Sıdkın, hayrın, hakkın ilancısı ve misali olan Habibullah’ın (aleyhissalâtü vesselam) yüceler yücesi kemâl vasıflarındaki makamına bakarak fıtratları gereği bütün kuvvet ve gayretleriyle o tarafa koşmuşlar.

Nasıl ki, bazen medeniyet çarşısında ve toplum hayatı dükkânında, bazı şeylerin öldürücü zehir gibi dehşetli neticeleri ve çirkin eserleri görülünce, herkes o şeyi satın almak şöyle dursun, bütün kuvvetiyle ondan nefret edip kaçar. Bazı şeylerin ve manevî vasıfların güzel neticeleri ve kıymetli eserleri ise faydalı bir ilaç ve pırlanta gibi, herkesin dikkatini çeker ve rağbetini kazanır. Herkes gücü yettiği kadar onları elde etmeye çalışır. Aynen öyle de, Saadet Asrı’nda, o devrin toplum hayatının çarşısında, yalan, şer ve küfür gibi şeyler ebedî azabı netice verdiğinden ve Müseylime-i Kezzab gibi aşağılık maskaraları doğurduğundan, yüksek ahlâka ve vasıflara çok bağlı olan sahabilerin, bunlardan öldürücü zehirden kaçar gibi kaçtıkları ve nefret ettikleri şüphe götürmez. Fıtratları saf ve karakterleri yüksek olan sahabilerin, ebedî saadet gibi bir netice veren ve Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) gibi nuranî meyveler gösteren doğruluğa, hakka ve imana, en faydalı iksir ve en kıymetli elmas misali, bütün kuvvetleriyle, hisleriyle ve latifeleriyle arzu duymaları kaçınılmazdır.

Halbuki o devirden sonra, doğru ile yalan arasındaki mesafe azala azala ikisi omuz omuza geldi. Âdeta bir dükkânda beraber satılmaya başladığı gibi, toplum ahlâkı bozuldu. Siyaset propagandası, yalana fazla itibar kazandırdı. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip doğruluğun parlak güzelliğinin görünmemeye başladığı bir zamanda, kimin

594