İçeriğe geç

İkinci Esas

Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), hem beşerdir, davranışları beşeriyeti itibarı iledir; hem de resûldür, peygamberliği itibarı ile Cenâb-ı Hakk’ın tercümanı ve elçisidir. Peygamberliği vahye dayanır. Vahiy iki kısımdır:

Birincisi açık vahiydir ki, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) onda sırf bir tercümandır, tebliğcidir, ona müdahalesi yoktur. Kur’an ve bazı kutsî hadisler gibi…

İkinci kısım ise gizli, örtük vahiydir. Bu kısmın özü vahye ve ilhama dayanır, fakat etraflı izahı ve tasviri Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) aittir. Vahiyden gelen özet halindeki o hadiseyi etraflıca tasvir ederken Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam) bazen yine ilhama ya da vahye dayanır veyahut onu kendi ferasetiyle açıklar. Kendi içtihadıyla yaptığı etraflı izah ve tasvirleri ise ya peygamberlik vazifesi noktasında yüce, mukaddes bir manevî kuvvetle ya da örf, âdet ve halkın seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.

İşte bunun için her hadisin bütün kısımlarına mutlak, saf vahiy nazarıyla bakılmaz. Allah Resûlü’nün beşeriliğin gereği olan fikir ve davranışlarında, peygamberliğin yüce alâmetleri aranmaz. Madem bazı hakikatler ona kısaca, özet olarak, mutlak bir surette vahiy şeklinde gelir, o da bunları kendi ferasetiyle herkesin anlayışına göre tasvir eder. Bu tasvirlerdeki müteşabih ve anlaşılması zor noktalara bazen tefsir, hatta tabir gerekir. Çünkü bazı hakikatler var ki, onları anlamak temsille kolaylaştırılır. Mesela, bir vakit Hazreti Peygamber’in bulunduğu mecliste derinden bir gürültü işitildi. Buyurdu ki: “Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp şimdi cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” Bir saat sonra, “Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık öldü.” diye haber geldi. Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) belagatli bir temsille bildirdiği hadisenin tevili anlaşıldı.

Üçüncü Esas

Nakledilen haberler, eğer tevatür suretinde ise, yani yalan üzerinde

124