İçeriğe geç

Madem şuur ve akıl sahipleriyle konuşacak, elbette onların içinde mahiyeti en kuşatıcı ve şuuru engin olan insanla konuşacaktır... Madem insanla konuşacak, elbette insanlar içinde muhataplığa lâyık ve mükemmel olanlarla konuşacak… Madem en mükemmel, kabiliyeti en yüksek, ahlâkı yüce ve insanlığa rehber olacak zâtlarla konuşacaktır... Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek kabiliyette, en yüce ahlâka sahip, insanlığın beşte biri kendisine uymuş, yeryüzünün yarısı manevî hükmü altına girmiş, getirdiği nurla istikbali bin üç yüz sene aydınlatmış, insanlığın nuranî kısmının ve müminlerin sürekli, günde beş defa onunla Allah’a bağlılığını yenileyip kendisine rahmet ve saadet duası ettiği, kendisini övdüğü ve sevdiği Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) ile konuşacak ve konuşmuş, onu resûl yapacak ve yapmış, insanlığa rehber kılacak ve kılmıştır.

İkinci Nükteli İşaret

Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) peygamberlik davasını ilan etmiş, Kur’an-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve hakikati delilleriyle bilen tahkik ehli zâtlara göre, bine varan açık mucizeler ortaya koymuştur. O mucizelerin –bir bütün olarak– varlığı, peygamberlik davası kadar kesindir. Kur’an-ı Hakîm’in birçok yerinde nakledilen, en inatçı kâfirlerin Resûl-u Ekrem’e sihir isnadında bulunmaları gösteriyor ki, o inatçı kâfirler dahi mucizelerin varlığını ve gerçekleştiğini inkâr edememişler. Yalnız kendilerini aldatmak veya kendilerine uyanları kandırmak için –hâşâ– sihir demişler.

Evet, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) mucizelerinin yüz tevatür kuvvetinde, yani yanlışlığına ihtimal bulunmayacak bir ittifakla, farklı yollardan aktarılan haber derecesinde bir kesinliği vardır. Mucize, kâinatın Hâlık’ının onun davasını bir tasdikidir, صَدَقْتَ hükmüne geçer. Mesela, sen bir padişahın meclisinde, o seni gördüğü halde desen ki, “Padişah beni filan işle vazifelendirdi.” Senden bu iddiaya

119