İçeriğe geç

Âyetü’l-Kübrâ Risalesi’nin Resûl-u Ekrem’ın Peygamberliğinden Bahseden On Altıncı Mertebesi

Makam münasebetiyle buraya alınmıştır.

Sonra o dünya yolcusu kendi aklına dedi ki: “Madem bu kâinattaki varlıklar vasıtasıyla Mâlik’imi ve Hâlık’ımı arıyorum. Elbette her şeyden önce bu varlıkların en meşhuru.. düşmanlarının dahi tasdikiyle en mükemmeli.. en büyük kumandanı.. onlara hükmeden en namlı zât.. onların sözce en yükseği.. akılca en parlağı.. on dört asrı fazileti ve Kur’an’ı ile ışıklandıran Hazreti Muhammed’i (aleyhissalâtü vesselam) ziyaret etmek ve aradığımı ona sormak için beraber saadet asrına gitmeliyiz.” Sonra aklıyla beraber o asra girdi, gördü ki:

O asır hakikaten, o zât (aleyhissalâtü vesselam) ile insanlığın bir saadet asrı olmuş. Çünkü en bedevî, en ümmî bir kavmi, getirdiği nurla, kısa bir zamanda dünyaya üstad ve hâkim eylemiş.

Hem o yolcu kendi aklına, “Biz ilk önce bu fevkalâde zâtın (aleyhissalâtü vesselam) kıymetini, sözlerinin ve haberlerinin doğruluğunu bir derece bilmeliyiz. Sonra Hâlık’ımızı ona sormalıyız.” diyerek araştırmaya başladı. Bulduğu sayısız, kesin delillerden burada yalnız küllî olan dokuzuna kısaca işaret edilecek:

Birincisi

Bu zâtta (aleyhissalâtü vesselam) –hatta düşmanlarının da tasdikiyle– bütün güzel huyların ve vasıfların bulunması..

282