karşı muameleleri, Resûl-u Ekrem’de (aleyhissalâtü vesselam) daha mükemmel, daha kuşatıcı bir surette mevcuttur.
Madem peygamberlik hükmünün esas gayesi ve sebebi, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) zâtında daha mükemmel bir şekilde bulunur. Elbette, bu hüküm, bütün peygamberlerden daha açık bir kesinlikle onun için de sabittir.
Üçüncü Nükteli İşaret
Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) mucizeleri çok çeşitlidir. Peygamberliği bütün kâinatla alâkalı olduğu için, kâinattaki hemen bütün varlık türleriyle münasebetli birer mucizeye mazhardır. Mesela, nasıl ki şanlı bir padişahın yaver-i ekremi, yani en yüksek memuru çeşitli hediyelerle, farklı kavimlerin bulunduğu bir şehre geldiği vakit, her topluluk onu karşılamak için bir temsilci gönderir, kendi diliyle ona hoş geldin der, onu alkışlar.
Aynen öyle de, Ezel ve Ebed Sultanı’nın en büyük memuru Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), âlemi şereflendirip yeryüzünün ahalisi insanlığa elçi olarak geldiği ve bütün kâinatın Hâlık’ından kâinatın hakikatleriyle alâkalı nurlar ve manevî hediyeler getirdiği zaman; taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut, ta aya, güneşe ve yıldızlara kadar her çeşit varlık kendine has diliyle, ellerinde birer mucizesini taşıyarak onun peygamberliğini alkışlamış ve ona hoş geldin demiştir.
Şimdi, o mucizelerin hepsinden bahsetmek için ciltlerce kitap yazmak gerekir. Hakikatleri, araştırmaya ve ispata dayalı bir şekilde bilen takva sahibi, peygamber varisi zâtlar, peygamberlik delillerini etraflıca izah eden pek çok eser yazmıştır. Biz yalnız kısaca, işaretler türünden, o mucizelerin kesin ve manevî, sayısız yolla, yanlışlığına ihtimal bulunmayacak şekilde nakledilen kuşatıcı misallerini göstereceğiz. İşte Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğinin delilleri, öncelikle iki kısımdır:
Birinci Kısım: “İrhâsât” denilen, peygamberliğinden önce ve
Dipnotlar
- Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün insanlığa gönderildiğine dair bkz. Sebe sûresi, 34/28.
- Bkz. el-Gazâlî, Fedâihu’l-Bâtıniyye 1/139-141; el-Âmidî, Ğâyetü’l-merâm 1/356- 357; el-Îcî, Kitâbü’l-Mevâkıf 3/ 405; et-Teftâzânî, Şerhu’l-Makâsıd 5/17.