Görüldüğü gibi, Allah Resûlü, ileride büyük birer mürşide olabilecek kadınları seçiyor, hane-i saadetinde onlara yetişme ve yetiştirme imkânı hazırlıyor ve gelecek adına bu büyük istidatları, dava-yı nübüvvetin vârisleri hâline getiriyordu. Bu mübarek kadınlar arasında, Allah Resûlü’nün esas gaye ve hedefine hizmet etmeyecek bir tek kadın yoktu. İşin başında ve kuruluş devrinde, nasıl Hz. Hatice Validemiz (radıyallâhu anhâ) bütün varlığını, O’nun yolunda bitirip tüketti ise diğer hanımları da, ilim ve İslâm’ı neşretme mevzuunda aynı cömertlikte bulunmuşlardı. Bundan da anlaşılıyor ki Hz. Hatice Validemiz’den başlayarak -ki o zaman Efendimiz henüz peygamber olarak gönderilmemişti, fakat peygamberliğe ait emarelerle tülleniyordu- diğer bütün hanımlarını firaset ve nübüvvet nuruyla keşfetmiş, öylece seçmişti. Zaten bu kadar isabeti başka türlü izah etmek de mümkün değildir